BİR KIŞ MASALI ,BİR KOCA DAĞ

 Erzurum kış gelişim kampı sonuna yaklaştıkça bendeki heyecanda artıyordu.Nepal everest ana kampı ve Annapurna ana kampından sonra ülkemizin en yüksek dağına kış tırmanışı için yapılan seçmelere acaba katılabilecekmiydim? Beklediğim cevap son gün çadırları topladıktan sonra geldi. Bende ağrıya giden milli takımın  içindeydim.

   Etkinliği sabırsızlıkla beklerken büyük gün geldi çattı. Uçakla antalya’dan önce  Erzurum’a uçtum oradan otobüsle doğubeyazıta geçtim. İsfakhan otele girdiğimde tüm grup toplanmıştı. Daha önce git dergisinde.TDF den 10 kişi etkinliğe katılacaktı.

Heyecanlı idim. Ama grubun tecrübeli olması beni acayip rahatlatıyordu. Aklımdaki tek düşünce ise plastik ayakkabı bulamamam olmuştu. O akşam yemek öncesi otelin lobisinde ilk tanışma ve malzeme dağılımı toplantısı oldu.teknik malzemeler kişilere aynı oranda dağıtıldı. Daha sonra akşam yemeği için dışarıya çıktık.Zorlu bir haftanın bizi beklediğini hepimiz tecrübelerimizle biliyorduk. Ağrı şakaya gelmezdi. 3000 metrenin üzerinde her zaman değişen hava koşuları bizi dahada dikkatli olmaya zorluyordu. Akşam otele döndükten sonra son bir kez çanta kontrolü yaptık. Yiyecekler, teknik malzeme, giyecekler. İşte orada bir kez daha evden çıkarken yanına aldığın bazı şeylerden vazgeçebileceğini anlıyorsun. Her bir gramı yeniden hesaplayıp çantana dolduruyorsun. Öncelikle vazgeçilmezlerini ayırıp geri kalanlarde son bir eleme yaptıktan sonra çantanın kapağını gönül rahatlığı ile kapatabiliyorsun. Bende öyle yaptım. Saat 23,30 civarı kafamı yastığa koyduğumda neredeyse herşey tamamdı.

Sabah 05,00 te uyandırıldık.bir saat içerisinde kahvaltı ve son kontrolleri yapıp 06,30da bizi alacak olan minübüsü beklemeye koyulduk. Minibüs tam vaktinde geldi ve faliyet başladı. İlk olarak eli köyü yolu üzerindeki jandarma karakoluna uğrayıp yasal prosedürü tamamladık. Ana yoldan sapıp daha sonra eli köyüne varmadan ağrı dağını muhteşem görüntüsü bizi büyüledi. Tepesindeki hale o kadar güzeldiki fotoğraf makinelerimiz bu fırsatı kaçırmadı. Eli köyüne  kadar araçlarla çıktık. Ahmet Aga’nın evinin üzerinde yol zaten bitiyordu. Hava açık ve güzeldi.

  İlk hedefimiz 3200 kampıydı. 14,30 da bu hedefe varmıştık. Gruptaki moraller yerindeydi. Alanın hafiften düzeltilmesinin ardından çadırlarımızı hızla kurduk. Gruptaki herkes biliyorduki gece amansız soğuk olacaktı. Yemekler yendi çadır sohbetleri yapıldı. Güneşin batması ile birlikte soğukta iyice etkisini göstermeye başlamıştı. Yürürken karda ıslanan ayakkabıların gece buz tutmaması için giyeceklerimle beraber uyku tulumunun içine aldım.gece yi biraz kitap okuduktan sonra bitirdim.bir ara rüzgarın sesine uyandığımda kolumdaki saati dereceyi ölçmek için dışarıya bıraktığımda sanırım saat 03,00 tü.5 dakika sonra saatin ekranında -38.5 beni şaşırmamıştı. Ama fethiye gibi bir yerde yaşayıp sürekli güneş çocuğu olmuş benim gibiler için bu ciddi bir değişimdi.Tekrar uyuduğumda sabah 07 ,00 gibi mustafa abinin sesine uyandım.neşesi yerindeydi. Kafamı dışarıya uzattığımda neşesinin nedenini anlamam uzun sürmedi. Hava yaz gününden kalma bir gündü sanki. Güneş pırıl pırıl ilk ışıklarıyla bizi ısıtıyordu.geceki soğuktan eser kalmamış, altımızda bir bulut denizi üzerinde yüzüyorduk adeta.

3200 kampı ile 4200 kampı arası yaklaşık 6-7 saatlik bir yürüyüş mesafesinde .mevsimin kış olmasından dolayı bu süreyi kestirebilmek zordur. Yolda değişebilecek bir hava koşulları tüm planınızı alt üst edebilir. Bu arada teknik heyet sürekli hava raporlarını alıyor. Son gelen bilgiler havanın o kadar güzel olmasına karşın pek iç açıcı değil.yarın için hava kötü gözüküyor.bu biraz moralleri bozsada o anki pırıl pırıl güneş umudumuzu yeniden yeşertiyor.sıkı bir kahvaltının ardından yeniden yola koyuluyoruz. 3600 civarında verdiğimiz dinlenme molasında hava o kadar ısınıyorki bir ara gruptaki bazı arkadaşlarımız bende dahil içliklerimizi çıkarıp güneşlenmeye başlıyoruz. 500 metre yukarıda bizi bekleyen kar yağışından haberimiz olmadan vucudumuza güneş ve enerji depoluyoruz.Kampta hazırladığımız termoslardan çaylarımızı yudumlarken tam bir grup havası içinde herkes birbirine biskivüt ve çerez ikram ediyor.3. günün sonunda grup artık tam kaynaşmış herkes birbirinin performansını bilir durumdaydı..Daha önce TDF nin düzenlediği 30 ağustos zafer tırmanışını hatırladım. Aynı yollardan kar yok ikende geçmiştim. Şimdi herşey daha değişikti. Kar ağrı dağında oluşan çöpleri örtmüş ilk günkü gibi tertemizdi.4000 metreden itibaren hava çok çabuk olarak kapatıyor.son 100 metreyi kar yağışı altında tamamlıyoruz. Saat 15,15 te 4200 kampına ulaşıyoruz.

Havanın daha da bozacağını düşünerek acil olarak çadırlarımızı kuruyoruz.ruzgar her geçen dakika şiddetini artırıyordu.gece çetin geçecekti. Bu arada kar yağışı kesilmiş rüzgar gittikçe hızını artırmaya devem ediyordu. Öyleki çadırın içinden bağırarak bile yan çadıra sesimizi duyuramıyorduk. Erkenden çadırın içine hapsolunca kitap okumaktan başka seçeneğim kalmamıştı.Saat 6 civarı soslu makarna hazırladık.bir güzel yedikten sonra yine ayakkabılarımı ve dış giysilerimi alarak uyku tulumumun içine girdim.biraz kitap okuduktan sonra teknik heyetten yarın sabah 05,00te zirveye hareket edileceği duyruldu.

Bunun üzerine zirve çantamı hazırlamaya koyuldum.kramponlarımı son bir kez gözden geçirip bivak torbamı özenle çantama yerleştirdim.her ne kadar şu ana kadar sorun çıkarmadıysada ayakkabılarıma plastik ayakkabı kadar güvenmiyordum. Gece rüzgarın sesinden hiç kimse rahat bir uyku çekemdi. Zaten  bilirsiniz yüksek irtifada kişi tilki uykusundadır.beynin bir yarısı uyanık gibidir.birde buna rüzgarın sesi eklenince kaçınılmaz durum gerçekleşiyordu. Gece yine uyanıp derece kontrolü yaptığımda bu sefer durum oldukça ciddiydi. Çünkü derece -46 yı gösteriyordu. Üstelik üç günlük hava raporuda havanın kötü olacağını söylüyordu.kar yağış tamamen kesilmiş dıarıda kuru ayaz kol geziniyordu. Bulabileceği ufacık bir delikten girecek rüzgarın  çadırı patlatmaması için hiç bir neden yoktu.sabah 04,30 da hepimiz uyamış teknik heyetin alacağı kararı bekliyorduk. Rüzgarın sesinden çadırlar arası telefonla anlaşabiliyorduk. Emrah ve Burak belirledikleri gibi buza erken saatte girebilmek

İçin rüzgara rağmen yola çıktılar. Tüm ekip onlara başarı diledikten sonra karanlıkta kafa lambaları kayboluncaya karar onları gözümüzle takip ettik.gece boyunca öküz deresinden düşen çığlar ve taş düşmeleri hala devam ediyordu. 06:00  delice esen rüzgara rağmen  yola çıktık.  4200 kampı sonrası dik olan yamaçtan  kıramponlarımızı takıp yürümeye başladık.Özellikle 4500 metreden sonra  nepalde edindiğim kondisyon kendini  hissettirdi. Yakaladığım yavaş ama sürekli tempom sayesinde çok zorlanmadan ardı ardına dört adet tepeyi geçtim.4500 metrede aşağıdaki 4200 kampındaki çadırlarımız küçücük kalmıştı. 4900 buzul başlangıcına vardığımda saat 11:00’u  gösteriyordu.  Yolda plastik ayakkabı eksikliğini her zaman duydum. Ayak  parmaklarımım donmaması için sürekli hareket ettirdiğim.Buzul başlangıcında mustafa ve korkut hocalar sabit hattı döşeyerek inönü düzlüğüne doğru yol almaya başladılar.ertuğrul abi ise bu tarafta bir süre bekleyerek tüm ekibin sağlık ve moral durumuyla ilgilendi. Gittikçe dahada şiddetlenen rüzgar ayakta durmayı bie zor hale getirirken teknik heyeti bir karar alma zorunluluğun beklediğini hiç birimiz itiraf etmesekte biliyorduk.  Ayak parmaklarım buzul başlangıcında sabit hattın açılması için beklerken donma tehlikesi geçirdi. Durumu  faliyet sorumlusu Ertuğrul Tugay ‘ a bildirdim. Bu arada hızını iyice artıran fırtına grubu dönme kararını aldırdı.dağda dönmesini bilmekte bir erdemdir . Fırtına nedeniyle zirve iptal edildi. Donmak üzere olan ayak parmaklarım nedeniyle Ertuğrul  abiden  izin  alarak sabit hattın yeniden toplanmasını beklemeden hızlı bir şekilde 4200 deki çadır alanına döndüm. 14,30 da çadırıma girdim ve ayak parmaklarıma masaj yaparak  donmaktan son anda kurtardım. Grubumuzdaki engin benimle  aynı şansa sahip değildi.o ayağının baş parmağını dondurmuştu.  Grupta zirve yapamamaktan dolayı moraller biraz bozuk olsada herkes durumu anlayabiliyordu. Bu arada emrah ve burakta kötü hava nedeniye geriye dönmüşlerdi.Gece boyunca etkisin artıran fırtına çadırlarımızı patlatacak kadar zorladıysada bunu başaramadı bir ara kalkıp çadır iplerini kontrol bile ettik. Bu geceki sıcaklık ölçümü benim için bir ilkti saatimin termometresi dışarıyı eksi 52.5 derece olarak gösteriyordu. yarı uyur yarı uyanık bir geceden sonra 08:00 kalktık. Hala devam eden şitdetli fırtına deniyle çadırlarımızı toplamakta bir hayli zorlandıysakta bunu bir birimize yardım ederek başardık.dondurucu soğuk hiç hız kesmeden devam ediyordu. 09:00 eli köyüne hareket ettik.yoğun kar yağışı ve rüzgar inişmizi riskli kısada korkut abinin yanılmayan yön bilgisi bizi sağ salim aşağılara kadar indirdi.mustafa abinin donan bıyıkları ise görülmeye değerdi. Fırtına 2500 metre ya kadar bizi takip etti. Bu metreden sonra ise yavaş yavaş etkisini azalttı.

15:00 da   Eli köyüne varmıştık.. Bizi bekleyen kamyonna binerek yolun bozuk olmasından dolayı aşağıda kalan minübüse hareket ettik. Geriye dönüp baktığımızda ise son derece mahsum görünüşlü ağrı dağı bütün heybeti ile duruyordu.16:30 da doğu beyazıta indiğimizde hepimizin ilk düşündüğü şey sıcak bir duş almaktı.saat  18:00de   değerlendirme toplantısı için tüm grup  bir restauranda buluştu. Beraber yemek yiyip durum değerlendirilmesi yapıldı.

Ertesi gün ise ayrılık günü yada eve dönüş günüydü. İran Demavent dağı tırmanışı için biraz dinlenmeye hepimizin ihtiyacı vardı….

Bir cevap yazın