MEĞRİ’NİN SON ŞOVALYELERİ

   “NASA füze yapmayı bizim mucit Mehmet Kesin’den öğrendi” değince Fatin Ergen,  masadaki Abidin Ay ve ben  etrafa aldırmadan kahkahayı patlatıverdik. Mehmet abi ise gayet sakin bize bakarak, “Aslında bu günkü bilgisayar o gün olsaydı uçururdum ben onu, hem zaten 4-5 metre kalkmıştı , biraz barut biraz çaput sistemi iyi gidiyorduki leğim yerinden patlayınca rahmetli Mehmet Savaş Yergüzle yaralınıvermiştik..” değiverdi mahsumca ve inanarak.

   Masadakiler hala gülerken bense anılarımda 1993 yılına gitmiştim. 1993 ün mart ayında yerel radyo televizyon FRT yayına başlamış, bense bir yandan yayınla uğraşırken bir yandanda Fethiye’yi tanımaya çalışıyordum. O yıllarda tanışmıştık Fatin Ergen’le. Yine o yıllarda öğrendim 1957 depreminin bu şehrin sadece evlerini değil ,yüzyıllarca biriken kent kimliğinide acımadan yıkıp geçtiğini.

  1994 yılında Fatin Ergen’le bir sohbet sırasında adını duymuştum. 1984 ten bu yana devam eden toplantılarını ilk defa o zaman öğrendim, kendi aralarında “menfaatsiz ,çıkarsız  arkadaşlık” diye adlandırıyorlardı. İlk önce gizli bir örgüt gibi gelsede aralarına girince  “menfaatsiz ,çıkarsız  arkadaşlık” üzerine deprem öncesi Fethiye’ye olan özlemi ve anıları diri tutma buluşmaları olduğunu görmem uzun sürmedi.

     Deprem öncesi Fethiye, beni her zaman büyülemiştir zaten. Meğri’nin yaşayan son şovalyeleri karşımda duruyordu. O günkü toplantıya sanırım Marmaris’li Hüseyin İle Rafet Tuna’nın anlattıkları damgasını vurmuştu. İlk defa o toplantıda duymuştum adlarını . kendileri yoktu ama hikayeleri hala anlatılıyordu. Kimler yoktu ki bu geçmişten gelen ve kahkahalarımızla süslediğimiz  hikayelerde;  Artezyen Nuri, Bolero Mustafa, Hamamcı Mehmet, yok yok elbette onları anlatmayacağım bu yazımda. Hamamcı mehmetin tebeşirle niye iki çeltik attığını ise hiç anlatamayacağım. Onları başka bir dost sohbetinde anlatırız inşallah.

   Bayram öncesi Fethiye Ticaret Odası Makri dergisi yayın kurulundan sevgili Uğur Çaçaron arayıp benden Eski Fethiye ile ilgili bir röportaj yazısı istediğinde zevkle hiç üsteletmeden kabul etmiştim. Araya bayram seyran derken bu güne kadar geldik. Üzerimde Pazartesi sendromuyla işe geldiğimde öğleden sonramın en mutlu günüm olacağını bilmiyordum. Fatin Ergen’e telefon edip bu röportajı yapmayı istediğimi söylediğimde sağolsun oda  hiç ikiletmedi. Önce saat on altı gibi buluşmayı kararlaştırsakta daha sonra resimler için saat onbeşte karagözlerde buluşmayı kararlaştırdık. Tam vaktinde kapıdaydım. Fatin Ergen ise her zamanki beyefendiliği ve nezaketiyle karşıladı beni. Ne zaman eski Fethiye’den bahsetsek gözleri ışıl ışıl olur bu adamın, ağzına kelimeler yığılır hangi birisini anlatacağını şaşırdığı hikayelerini bir bir çıkarır sakladığı yüreğinin en derin yerlerinden.

    Evde başladı anlatmaya ilk hikayeyi;  1864’te kaza yapılan Meğri’de ilk belediye örgütü 1874’te kurulmuş ve ilk başkanlığa Rodoslu Hacı Mehmet Ağa getirilmiş. 1900’e doğru Girit ve Trakya’dan gelen Türklerle nüfuslandırılan Meğri’nin adı Belediye Meclisi’nin 1914’te aldığı bir kararla ilk Türk Hava Şehidi Fethi Bey’in adına ithafen Fethiye olarak değiştirilmiştir. 1940 lı yıllara gelindiğinde Fethiye’nin nüfusu henüz üç binler düzeyinde imiş. Herkes biribirini tanıyordu o zamanlar. Doğru dürüst yol yok . Dışarıyla tek düzgün bağlantı deniz yolu. Yok illa karadan İzmir’e gidecem dersen şanslıysan 3 gün sürüyor. O zamanlar Fethiye’ye gelen belli gemiler var. Bunlar Cumhuriyet,Erzurum,Dumlupınar,Tarı, Tıran, Kadeş, Necat. Necat ve Dumlupınar en kötüsü. Tabii bunlarda hava durumuna göre harekeet ediyor. Bazende şimdiki hükümet ve belediyenin olduğu yerde sıtkı koçmanın krom maden toplama işletmesine maden yüklemek için gemiler geliyor. Fethiyenin gençleri geminin etrafında dolanıyor, gemiden atılacak coca-cola şişelerini toplamak için. Sişeler itina ile toplandıktan sonra yarı beline tel sarıp teli ısıtılarak kesilip cam bardak yapılıyor. 2. dünya savaşının yurdumuza açlık ve sefalet getirdiği günler.

    Herkes herkesi biliyor dedik ya herkes kimin aç olup olmadığınıda biliyor ve yardımlaşıyor. Gözleri doluyor Fatin abinin bunları anlatırken . Belliki yeniden yaşıyor o günleri bir dakikasını bile atlamadan. Sonra dostlarla likya otelinde  birlikta çekindiğimiz fotoğraflara bakmaya ve isimleri yazmaya başlıyoruz. Her bir isim bammaşka hatıraları canlandırıyor Fatin abide. Bunu şu anda rahmetli olmuşların isimlerine gelince daha bir hissettiriyor. Sesi boğuklaşıyor, sanki boğazına bir şeyler düğümleniyor.

    Söz dönüp dolaşıp Rodos’a geliyor. “Dünyanın yedi harikasından biriside 32 metre yüksekliğinde, demir ve taşla desteklenmiş bronzdan  Güneş Tanrısı [Helios]’a ithafen yapılan Rodos Heykelidir, Rodoslu’lar ona Kolofoz derler” diyor. Belki bu büyüklüğünü anlatmak için bazı arkadaşlar kendi aralarında birbirlerine Kolofoz demeye başlamış. Hadi gidelim birkaç Kolofoz görelim diyor. Yakomoz cafe’de Abidin Ay ve mehmet Keskin’le buluşuyoruz. İşte o andan itibaren kahkahalar ardı ardına patlamaya başlıyor. Her kahkaha yeni bir anıyı peşinden sürüklüyor. Laf bir ara adadaki rahmetli Melahat teyzeye geldiğinde Abidin abi şu bizim alamancı Melahat’mı diye soruyor

    Abidin abi o yıllarda  şimdiki Akbank’ın yanında bakkal (o zamanların Fethiye’nin hiper marketi Aylar market) dükkanı işletiyor. Dalaman’a kağıt fabrikasını kurmaya Alman mühendisler gelmiş. Dalaman ufacık bir yer. Haftada 2,3 gün Alışveriş için Fethiye’ye geliyorlar, ihtiyaclarını karşılamak için ilk uğradıkları yer Abidin’in bakkal dükkanı. Almanlar köşeden gözükünce Melahat teyze damlıyor dükkana Melahat teyze mühendislere soruyor;“sprechst du deutsch”(almanca konuşabiliyormusunuz). Almanlar cevap veriyor “ya” (evet). Melahat teyze yeniden soruyor “bist do arbeiten dalaman kağıt fabrik”Almanlar cevap veriyor “yaa”  gerisi gelemiyor muhabbetin. Bizim Melahat teyzenin  Almancası o kadar… Ama gösteriyor cümle aleme Alamanca bildiğini. Hey gidi rahmetli Melahat teyze hey.

   Fethiye’de yahudi mezarlığı olduğunu çoğu Fethiyeli bilmez diye söze devam ediyor Fatin abi. “Şimdiki Birinci Karagözlerde Özdemir marketin üstü yahudi mezarlığdı. O vakitler Fethiye dinlerin buluşma yeri gibi. Havra var Fethiye de. Ziya Tombak’ın dükkanının ilerisinde.  Şimdiki yıldız kardeşler mobilyanın olduğu yer ise  kilise, muhteşem ikonları vardı. Birinci cihan harbinde 350 yahudi geliyor kaçarak rodos ve diğer adalardan Fethiye’ye. Çoğu hastalıktan yolda telef olmuş, gelenlerde çok yaşamamış ve hepsini oraya gömmüşler.” Sonrada oralara ev otel yaptık diyor Memmet abi zaman tünelinden gelen buğulu sesiyle . Fethiye’deki büyük değişimi belliki hala özümseyememiş. Üç bin nufuslu kazadan yüz bin nufuslu kazaya.

      Muhabbet ilerliyor kahkahalarımızın ve zaman zaman dalıp gittiğimiz hayallerin peşinde. “Almanya Sansölyesi Mehmet Keskin” değince Abidin abi merakla soruyorum oda nerden çıktı?

     Mehmet abi başlıyor anlatmaya , Fransızlar burada maden çıkardılar ya giderken 15 genci Fethiye’den Fransa’ya eğitim için götürmek istediler. Biz üçümüz hazırlandık. Ama aileleimiz tedirgin. Bir gün annem dediki aç bakayım şu haritayı göster Fransa nerede, Açtım gösterdim.  Bakktı baktı “eh çok uzak değilmiş 20 cm kadar. Kaç günde gidilir bu yirmi santim değince işin rengini anlamış Mehmet abi. Ailerin hiç birisi göndermemiş çocuklarını. Sonra Almanya işçi almaya başlamış.  Mehmet abi mucit marangoz. Sadece marangoz değil elbette. Resimlere baka baka Füze bile yapmayı denemiş. Fethiye büyük depremi yaşamış iş az, Mehmet abi de yazılmış usta olarak Alamanya’ya ve çıkıncada gitmiş. Uzun yıllar kalsada Alamanlarda Fethiye’ye ve arkadaşları ile olan bağını hiç koparmamış. Birde 1964 yılında Rafet Demirel’den yapmayı öğrendiği kanosunu. 1964 yılında Fethiye limanına bir Alman donanması gelir. Donanmadan kano indirirler. Çok ilgisini çeker Rafet Demirel’in ve Mehmet’in bu kanolar. Kendileri yapmaya karar verirler. İlk yaptıkları devrilir tabi. Sonra yeniden yeniden derken iyi bir tane yaparlar sonra ermenilerin şehit ettiği rahmetli Mehmet Savaş Yergüz’le Fethiye’den iskendurun’a kadar gitmek için Ankara Gençlik Spor müdürlüğünden yardım isterler.

Gelen cevapta böyle bir ödeneklerinin olmadığını ancak onlara bir vesika verileceğini bu vesika ile gittikleri yerlerin kaymakamlarından yardım alabileceklerini söyleyen bir yazı gelir. Yergüz ve Mehmet arlarına yediremezler ve vazgeçerler.  

Her bir kelimede farklı bir şive, farklı bir kültür başkalığı yakalıyorum sohbetin koyuluğunda. Kimbilir belkide bu yakaladığım 57 depreminin yok ettiğini sandığım o kültürün birer nadide pazulu gibi geliyor. Zihnimde bu parçaları birlerştirdiğimde Rodos etkisi beliriyor gözlerimin önünde. Abidin abi aklımdan geçenleri okurcasına devam ediyor. Rodos izmirden daha yakın Fethiye’ye, babam rüştüyeyi rodos vilayetinde tamamlamış. Rüştiye dediği ortaokul.

Konu Atatürkün fethiyeye gelişine rastlıyor . Fatin abi yıl farkıyla kaçırmış. Atatürk Fethiye’ye 22.02.1935 günü saat 20.00 sıralarında gelmiş. Fethiye Kaymakamı Nazmi Güven başkanlığında bir heyet “Hoş geldiniz” demek için EGE Gemisine çıkmışlarsa da kendilerini Atatürk değil, Özel Kalem Müdürü Hasan Rıza Soyak kabul etmiştir. Bu ziyaretin geminin Fethiye Limanına gelişinden 1-2 saat sonra olduğu belirtilir. 23. Şubat 1935 günü saat 16:oo’da Ege gemisi demir alıp düdük çalmaya başlayınca halk motorlarla, mavnalarla onu uğurlamışlardır. Atatürk geminin güvertesine çıkarak şapkası ile kendisini uğurlamaya gelenleri selamlamış.

Tam burada 1996 yılında Önce Can Bolat Gürbüz’ün eşi Ayşen Gürbüz’den daha sonra o vakitler adada yaşayan  Melahat teyzeden dinlediğim bir hikaye var. Atatürk Fethiye’ye geldiğinde 21 pare top atışı yapılmış . Yergüzlerden hamile bir bayan bu top atışından birazda korkarak erken doğum yapınca doktor gemiye giden heyetin içinde yer alamaz. Atatürk doktoru göremeyince sorar yoksa doktorunuz yok mu? Bunun üzerine olayı kendisine aktarırlar. Atatürk çok kızar, hiçbir Türk kadın toptan tüfekten korkmaz, olsa olsa doğacak çocuk Ata buradayken göreyim diye erken doğmuştur, onun adını tezcan koyun buyurur. Atatürkün adını koyduğu  Tezcan Yergüz şimdi istanbulda yaşıyor.

Anı denizinde koybolmuşken aklıma Sevgili Işık Taban ablanın yazdığı Fethiye hikayeleri geliyor. Kahramanlarının hepsi paspaturdan fırlayıveren eskimeyen Fethiyeliler. Abidin abinin kahkahası çınlatıyor ortalığı . ben anılar arasında kaybolmuşken onlar daha Türkiyede Turizm bakanlığı yokken Fethiye’de kurdukları turizm derneğine gelmişler.

        Abidin abi Fatin ve Mehmet abiye soruyor“Ne garipti dimi o zamanlar para geçmezdi buralarda.” Diyorlar ve bir yandanda gülüyorlar. Abidin abi sen şunu baştan anlatsana diyorum başlıyor anlatmaya. Yıl 1969.Turizm derneğini kurunca bunlar festival yapıyorlar. Ama baba festivaller. Likya temalı kortejler falan. Dışarıdan katılım çok. Bu arada Fatin abi ulusal basından gazetecileri davet etmiş. Kalacak yer çok az o zamanlar Arı palas ,Çicek palas. Gazeticileri zar zor palaslara yerleştiriyorlar (palas  dediğimiz han veya pansiyon). Diğer gelen misafirlere yer kalmayınca belediye oparlöründen halka anons yapılır ve ev pansiyonculuğu yapmaları önerilir. Eve misafir alanlar almasına alır ama kimse oda parası almaz alamaz konuklardan.  “Biz para alınsın dedik ama herkes misafir memnun etme derdinde” diyor Abidin abi. Misafir alan herkes Abidin’in bakkal dükkanına hücüm  ama yazdırmaca. Kimse müşteriden para almayınca Abidin abi alacağı için biraz daha beklemek zorunda kalır.

Misafir değince Fatin abi başka bir Fethiye anısını anlatıyor yıl 1951. Kızılada İblis burnu 2 mil açığınada El Frans uçağı denize zorunlu iniş yapar. Fener müdürü Durmuş Arıkan (Nuri Arıkanın babası) olayı görür ve eski pancar motorlu teknesiyle Fethiye’ye gelip kaymakam Nusrettin Yılmaz Mete’ye haber verir ve yardım götürür. Kazadan kurtulanlar denizden toplanıp Fethiye’ye getirilir.1950 li yıllarda Fethiye’de iki yer var konaklanacak.  Mehmet Onbaşı palas ve Dutluhan (hancı nadinin oteli) . kazazedeler için halktan giyecek toplanır. Ayakkabı olarakta takunya verilir. Bizim kazazedeler kasabada takunya ile iki gün dolaşırlar. Üçüncü gün kazazedeleri almaya Rodostan (o zamanlar en yakın havalimanı Rodos’ta) bir hucumbot gelir ama kaptan limana gelince Türk bayrağı çekmez. Limana yanaşınca belki Türk bayrağı olmadığı düşünülerek kaptana bir bayrak verilir. Belki kazayla belki bilerek kaptan bayrağı asılması için gemiye fırlatınca bayrak yere düşer ve olan olur o an. Kazazedeleri uğulamak için sahilde  Sıtkı Koçman’ın maden toplama yerinde  toplanmış olan halk galyana gelir ve yere düşen bayrağı protesto etmek için gemiği hazırda olan krom madeni ile taşlamaya başlarlar. Kaptan panik halde kaçarken kasabada olaylar durulmaz ve pretosto gösterileri devam eder. Pretostocuların başında paspaturda kahvesi olan Abbas vardır(Abbasın kör kazı lafıda oradan geldiği söylenir). Halka belediye oparlöründen kazazedeleri verilmeyeceği ilan edilip olay yatıştırılmaya çalışılır. Aynı gece saat üçte limana yanaşan aynı gemi büyük bir hızla yolcuları alır ve uzaklaşır. Gençlerin aklında ise iki gün fethiye sokaklarında dolaşan takunyalı Fransız güzeller kalır.

Mehmet Abidine dönüp “nerede çalardın lagolamayı abidinnn?” diye sorunca eskiden Fethiye de esnaf bandosu olduğunu öğreniyorum. Muhabbet bir ara Kral lakaplı rahmetti Muzaffer Dontlu’ya geldi ve biz artık tam anlamıyla kahkahadan kırıldık. Muzaffer Dontlu ile ilgili anıları başka bir yazıya bırakalım isterseniz.

Gecenin sonlarına doğru başından buyana beklediğim an gelidi ve sorumu sordum üçünede  “eski fethiyenin neyini özlediniz.”Masaya bir hüzün çökvüverdi birden ,gözler uzaklara daldı gitti. İlk sözler Fatin abiden geldi. “Hıdırrellez olurdu Aksazlarda. Bayram tadında geçerdi. Kasaba halkı günlerce hazırlanırdı , düğün yapılacakmışcasına özenle. O zamanlar selaniklilerle ayrım da yoktu. Hep beraber kutlardık. Çetin’le biz ….(çetin Ergen, rahmetli abisi Fatin Ergenin) Sonra sustu fatin abi. Daldı gitti gözünün önüne gelen Çetin’nin hayaliyle birlikte başka bir boyutta yeniden hıdırellezleri yaşadı sanırım

Mehmet abi girdi söze sukunluğunu kapatmak için Fatin abinin. Eskiden sandalye ile kapattığımız dükkanlarımız vardı. Her şey dışarıdaydı. Evlerimizin demir korkulukları yoktu o vakitler. Şimdi bakıyorumda herkes kendi yarattığı hapishanesinde yaşıyor.

Abidin abinin geceği noktalayan sesi duyuldu masada “ Menfaate dayalı ilişkilerimiz yoktu o zaman, fakirdik ama mutluyduk.

Meğrinin son şovalyeriyle yeniden buluşmak üzere ayrılırken bir kez daha üzülüyorum depremin yok ettiklerine, değerlerimize….

Ayaktakiler Kayhan Kaptan, Yaşar Arı, İmer Ağartan, Erol Kıvrak, Sami Gökmen, Marmarisli Hüseyin, Seyran Sucu, Can Bolat Gürbüz, Musa Kantarcı, Şener yorucuoğlu, Abidin Ay, Mehmet Sivri, Veremci Mehmet, Avukat Tarcan Özdel, ……… Gökmen.

Orta sıra Balcı Fehmi, Salih Gülada, İrfan Derici, Mehmet Gülen(Sarı Mehmet), Turgut Erol(Arnavut Turgut), Nihat Nadi Tarhan, Ali Uğur,………….., Rafet Tuna, İbrahim Akgün(Ago İbrahim), Berber Ömer

Oturanlar: Esat İşlek, Kadir Tezel, Adnan Uysal, , Fatin Ergen, İbrahim Samurtaş, Güven Pitpit, Durmuş Besen

Bir cevap yazın