NEPAL GÜNLÜĞÜ

02/01/2007

    Hani yeni yıla girdiğinizde bir şey dilersiniz ya, bende uzun yılların acısını çıkarırcasına “leyleği havada göreyim” dedim. Uzun süredir planladığım Nepal gezisini uçak fiyatlarının da düşmesi sebebiyle 12 gün kadar erkene alıp ani bir kararla yollara düştüm. Bayram ve yılbaşı tatillerinin son günleri olması sebebiyle, birazda son dakika da Kamil Koç otobüs firmasında zar zor yer bulabildim.

    2 Ocak akşamı Fethiye’den İstanbul’a doğru yola çıktım. Sabah yağmurlu bir havada indim İstanbul’a

Döviz ve bilet işini hallettikten sonra Kadıköy’den rica minnet Kamil koç yazıhanesine bıraktığım ağır sırt çantamı aldım ve 15,40 uçağına yetişmek üzere yine Kadıköy’den Sabiha Gökçen hava limanına hareket ettim.  15,40 ta Air Arabia uçağıyla Sharjah’a  (Dubai) doğru uçuşa geçtim. Nepal’deki Planlarım şu şekilde, bakalım hangisi veya hangilerini gerçekleştirmiş olarak döneceğim Fethiye’ye.

     Katmandu’ya iniş. 2 gün aklimalitize olmak ve Lukla uçağını beklemekle geçecek. Belki bu yolu   

geçip Lukla-Everest Base Camp’a kadar yürümek. Şayet tur şirketleriyle anlaşabilirsem yolumun üzerindeki Island Peak’a bir tırmanış yapmak. Sonra tekrar Lukla’ya dönüş ve Lukla’dan Pokhara’ya hareket, Pokhara’dan Annapurne Base Camp’a yürümek.

Kâğıt üzerinde basit görünse de çok basit olmadığını hissediyorum.

    Biraz sonra Sharjah’ta olacağım, geceyi orada transit geçiş salonunda tamamlayıp 4 Ocak 2007

 Tarihinde 11 uçağıyla Katmandu’ya uçacağım.  

04.01.2007

Dubai saat:11:35Türkiye saat:10.05.Dün yanlış bir karar vererek, İstanbul’dan sırt çantamı direk Katmandu yerine içindeki uyku tulumunu kullanırım diye Dubai uçağına verdim. Çantalar direk çıkışa gittiği için boşu boşuna 3 saat geçici vize alabilmek için uğraştım durdum. Burada tanıştığım Osman bana Dubai’ye gelmemi teklif ettiyse de saat 12’den sonra bir şey göremem diye gitmedim. Hava alanında kötü bir gece geçirdim. Sabah 8.30 gibi Katmandu gişesi açıldı. Uzun bir kuyruğun sonunda sırt çantamı vererek uçağa kendimi attım. Bu satırları uçaktan yazıyorum.

     Uçakta ilginç olan hostesler dışında tek bir kadın olmasıydı, oda evli bir çift idi. Nepal’lilerDubai’ye alışveriş yapmaya geliyorlar. Herkes battaniye ve elektronik eşya almış.  Fakat bagaj kabul yerinde her bir eşya sahibiyle ağırlık kavgası yapılıyor.

       Katmandu  havaalanına indiğimde yüzlerce kişi adeta üstüme saldırdı tur, otel v.s için. Otelimi ayarladığımı, adının Mendap olduğunu söyleyince kibarca geri çekilip otelin sorumlu kişisini gösterdiler. Taksi ile otele gittik, Otel sahibi Dipak otelde bekliyordu. Bir çay ikramından sonra odama çıktım, biraz dinlenip kendimi Katmandu sokaklarına attım. İlk izlenimim oldukça kirli bir şehir olduğu. Vakit geç olduğundan dolayı ancak turistik çarşıda dolaştım. Fethiye’den daha önce Katmandu’ya  gelen arkadaşım Mel’in tavsiyesine uyup Tom Jery bara gidip bir bira içtim, sonra otele dönüp uyudum.

       Ertesi gün sabah 9 gibi kalktım ve otelin lobisine indim. Orada biraz internetle uğraşıp Dipak’la gezinin planını konuşmak üzere Dipak’ın ofisine geçtik. Bana Lukla-Base Camp için 730 dolar fiyat çıkardı. Biraz düşüneceğimi söyleyip dışarı çıktım. .

       Dışarıda üç tane daha değişik tur acentesine girip fiyat sordum. İyi ki sormuşum,  hemen hepsi rehberi Lukla’dan almam konusunda fikir verdiler.

 06.01.2007

 Sabah 5.30 da kalktım, eşyalarımı geceden ayırdığım için saat 6 gibi hazır oldum. Sıkı bir pazarlık sonucu taksici ile 200 rupiye anlaştık.  (1dolar =70 rupi) Saat 7’de kalkması gereken uçak havanın düzelmesiyle ancak 10’da kalktı. Yarım saatlik bir uçuşla kısacık pisti olan Lukla havaalanına indik, aslında konduk demek daha iyi olur sanırım. Katmandu’dan kalkan uçakta sola oturmak gerektiğini daha önce duymuştum, öylede yaptım. Everest dâhil olmak üzere bu gün uçaktan gördüğüm inanılmaz güzellikle büyülendim. Şimdi insanların neden ölümü göze aldıklarını daha iyi anlayabiliyorum

     İner inmez yanımda beliren adam gayet efendi bir şekilde yardıma ihtiyacım olup olmadığımı sordu. Kısa bir pazarlık sonucu günlüğü5 dolara anlaştık. Şayet memnun kalırsam ekstradan 20 dolar daha ödeyeceğim.

Uzun süredir bir şey yiyemiyorum, ilk kez Lukla’da kahvaltı yaptım. Saat 11 gibi Lukla’dan yürümeye başladık. Rehberimin adı Lhakpa Noru Sherpa . İlk önce onun eşyalarını almak için evine gittik, giderken eşi Doma’ya çay ve oralet, kızları Basan ve Mimba’yada bisküit aldım.

      Onun evinden saat 13’de tekrar yürüyüşe başladık. Rehberimin köyünün adı Chavrikharka yani yak yatağı anlamında. İlk molamızı Tha do koshigaon’da verdik ve ikimizde birer yeşil nane çayı içtik. Bugün uçakta bizimle gelen iki kalabalık grup vardı. Biz çay keyfi yaparken onlar bizi geçtiler. Bir çay içiminden sonra tekrar yürüyüşe başladık. Önümüzde Lukla’ya indiğimizden bu yana bize görüntü veren 5885 metre yüksekliğindeki Nupla dağı eşliğinde ırmak boyunca yürümeye devam ettik. Yolculuğun daha başından itibaren resmen büyülendim.

     . Phakdink’e geldik ve orada otel aradık, buldukta ama ben beğenmedim. Oradan tekrar hareket edip 30 dakika daha yürüdükten sonra Zam-Furte’ye geldik.    

      Konde Lodge’de konakladık ve Mimba ana bize Dal-bat cöri yani Sebzeli Pilav yaptı. Yanına yeşil mercimek çorbası. Üstüne iki büyük termos nane çayı içtim. Yemekten sonra otelin tek müşterisi olan bizler sobanın başına oturduk. Onlar kendi aralarında ve kendi dillerinde sohbet ederken ben de bu naçizane satırları yazıyorum.

     Jiri ’den sonra ki halk kendilerini Sherpa olarak adlandırıyorlar. Budizm’e inanıyorlar. Yolumuzun üzerindeki birçok tapınağın sağ tarafından dolaşarak yolumuza devam ettik. Burada yol üzerindeki tapınaklar iki türlü birincisi; bir giriş kapısı olan binalar. İçinde dönen bir bidon var, üzerinde çeşitli yazılar mevcut. Adına “Çötten” diyorlar. Birde kayalara oyulmuş yazılar var, sanırım hepsi en az 500 yıllık.

07/01/2007

Dün akşam saat 9:30 gibi yattım, deliksiz bir uykunun sonunda sabah 7:30 ‘da kalktım.Yarım saat süren eşyalarımı toplama işleminden sonra Lhakpa ile yine yarım saatlik yürüyüş mesafesinde olan 500 yıllık Tholo Gumela  manastırına gittik.Lhakpa bol bol dua etti.Yola çıktığımızdan bu yana  daima tapınakların ve yazıların sağından geçiyoruz. Sherpa’lar soldan geçilirse uğursuzluk olacağına inanıyorlar. Burada bir çok dinden insanla karşılaşıyorsunuz. Katmandu’da üyesi olduğum spor klübü Dakar’ın amblemini işlettiğim terzi Müslüman’dı mesela. Ama halkın çoğunluğu Budist ve Hindu.

    Katmandu sokaklarında yüzünü boyamış, renkli elbiseleri ile dolaşan  bir çok Hint fakirini görebilirsiniz. Bunlar turistlerle resim çektirip para kazanmaya öyle alışmışlar ki her Hindu tapınağı birine ait.Sizi görünce koşarak yanınıza geliyor ve foto diyor.Hemen ardından da ne verirseniz ücretini istiyorlar. Bu arada 50 Rupi’yide beğenmiyorlar.

       Lhakpa burada bir Budist tapınağını açtırarak bana gösterdi, tabi 200 rupi gibi küçük bir bağış karşılığında. Ama içeriye girince gerçekten etkileniyorsunuz. Beni en çok etkileyen odadaki eşyalar ve resimler oldu. Odada sürekli olarak tütsü yakıyorlar. Burası oldukça eski bir manastır. Çeşitli Buda heykelleri camdan bir dolapta duruyor, içeride iki tanede kocaman davul var. Buraya bitişik  çok büyük anfi tiyatroya benzeyen kapalı salonda yılda bir defa bir hafta süren bir festival yapılıyormuş. Festival sırasında tüm eşyaları dışarıya çıkarıyorlarmış. Biraz resim çektikten sonra 200 rupi bağışımızı yaptık.

     Nepal’de Hindu tapınaklarına giremiyorsunuz, girmek için Hindu olmanız lazım. Sonradan Hindu’da olamıyorsunuz, Hindu doğmanız gerek. Budizm her şeyi kucaklıyor. Her tarafa iyi şans getirmesi için rengârenk bayraklar asıyorlar. Duvarlar sürekli çevirebileceğiniz çöttenlerle( yuvarlaklarla) dolu. Bende bugün bozuk olan bir çötteni tamir ettim, buda sanırım bana biraz sevap yazmıştır.Yolda ilginç bir şey gördüm. Vadi içinde insanlar yamaçları düzenleyerek toprak kazanıyorlar.Taşları elleriyle kırıp sırtlarında taşıyorlar.Gerçekten çok fakir insanlar.Saat 9,30 gibi otele geri döndük.Kahvaltıdan sonra Namche Bazar’a  doğru  yola çıktık. Bu parkurun en zorlu bölümü olduğu  söylenen  namche bazara doğru.. İlk 2 saat inişli çıkışlı yollardan, dereyi takip ederek yol aldık. Ve son köprüden önce 2800 metre civarında yüksekliği olan Larja Dopharı’da  öğlen yemeği molası verdik. Burada aslen İrlandalı olan Robert  ile tanıştık. Oda 6000 metrelik bir tırmanış denemesi için vizesini almış.

       Bu arada yürüyüşe başladıktan 1 saat sonra parka giriş vizesinin alındığı yere doğru geliyorsunuz. Burada 1000 rupi giriş ücreti ödedikten sonra yolunuza devam edebiliyorsunuz. Birden sahipsiz Likya yolu geldi aklıma. Birde Kate nerdeyse her bir 5 metrede yolu işaretleyince Likya yolu oldu yolgeçen hanı. Buradaki yürüyüş yolu üzerinde her 1 km.de bir büyük çöp sepeti yapmışlar. Çöplerini buraya atıyorsun, daha sonra belli dönemlerde bu çöpler yakılıyor. Dönünce Rotary  club’e ‘bu çöp uygulamasını bizde Likya yolunda yapalım’ önerisini götürmek gerek.

     Buraya gelmek isteyenlere bazı önerilerde bulunmak istiyorum: öncelikle Katmandu.

     Katmandu, çok büyük ve çok kirli  bir şehir. Burada kirlilik adeta bir yaşam biçimi. Ne hoş bir kültür ama dimi! Halk buna öylesine alışmış ki hiç yadırgamıyorlar. Bizim en kötü köfte arabaları bile inanın kat, kat daha temiz. Ben sabahları sadece haşlanmış yumurta ve ekmek, akşamları ise pilav yiyorum. Ama akşam yediğim pilavı çıkarmamak için mutfaklara asla bakmıyorum. Katmandu’da çok fazla kalmaya gerek yok. Hava kirliliği üst safhada. Belki 2 gün. 3. gün kaçmak lazım.Ne alırsanız mutlaka pazarlık edin,onlar fiyat ne istiyorlarsa önce %50 sonra %40 eksiğini teklif edin.Zaten onlar sizin vereceğiniz fiyatı soruyorlar.

      Burada size asla rehber bulamayacağınızı söyleyerek korkutup, 35 dolardan rehber kiralamaya çalışırlar. Uçakla geldiğiniz Lukla’dan her zaman Sherpa  bulabilirsiniz, üstelik sadece günlüğü 5 dolara ve sizin çantanızıda taşıyorlar, yemek ve yatak işlerini kendileri hallediyorlar. Bunlar 5 dolara dahil. Tutacağınız  Sherpa ilede sıkı pazarlık yapmalısınız.Burada her  iş pazarlıkla yürüyor.Ekstra istemediğinizi yola çıkmadan önce mutlaka, ısrarla söylemelisiniz.

. Bir Sherpa 30 kiloya kadar yük taşıyabiliyor. Bu nedenle çantanızda herhangi bir eksiltmeye gerek yok. Bu trek’e katılacak olanlar yanında mutlaka uyku tulumu getirmeli.Yol üzerindeki konaklama yerlerinin bir çoğu resmen bit yuvası.Dikkatli olmak lazım.Türkiye’den gelirken yanınızda pestil falan getirmeniz iyi olur.Rehberler genelde sizi tanıdıklara otellere götürmek istiyorlar.Otele mutlaka bakın, beğenmezseniz  değiştirin. (Namçe’de sobalı bir otelde kalmanızı tavsiye ederim).

     Namche bazara kadar her 100 metrede bir kaynak suyu var.Rahatça içebilirsiniz, yani yanınızda su taşımanıza gerek yok.Daha öncede belirttiğim gibi 500 metrede bir Tea Hause (pansiyon) var,burada bir şeyler yiyip, içebilirsiniz. Şu anda  havalar öyle güzel ki bir ara kısa kollu tişörtle yürüdüm.

   Evet nerde kalmıştık. Parka giriş yerinde pasaportunuzu kontrol edip bilet kesiyorlar, sonra yürüyüşe devam. İrlandalı ile tanıştığımız yerde ben yine bir şey yiyemedim.Yemek yiyemememin sebebi yükseklik değil kirlilik..Lhakpa yemeğini yedikten sonra yola çıktık.Son köprüden sonra (Larja köprüsü) gerçekten çok zorlu ve sürekli çıkılan bir etap başlıyor.2800’den 3440’a kadar sürekli hiç iniş olmadan tırmanıyorsunuz.

    Larja köprüsü bu yöredeki en yüksek köprü. Bhote koshi ırmağı ile Dudh koshi ırmağının birleştiği noktada kurulmuş bir köprü.Yaklaşık 150 metre yükseklikte.Geçerken insan ürpermiyor değil hani. Sürekli çıkış sırasında şayet şanslıysanız iki noktada Everest (8850 metre), Lhotse(8414),Nupshe(7860) kendini gösteriyor. Uçakta görmediyseniz bu sizin ilk Everest ile buluşmanız oluyor.Benim şansımdan üçüde açıktı.(Lhotsenin doğu yüzü biraz bulutlu olmasına karşın yinede resim verdi).Onca çıkışın ardından çok güzel bir ağaç oyma giriş kapısı olan Namçe Bazara geliyorsunuz.Sizi güzel bir giriş kapısı ve çok büyük bir Budist tapınağı karşılıyor.Lakpa yine ‘ohm maney dieme ohm tree’diyerek  tüm yuvarlakları çevirip bize iyi şanslar diliyor.

      Tapınağı geçtikten sonra kalacağımız Everest otele geldik. Eşyaları otele bırakıp doğru çarşıya gittim. Burası yaklaşık 100 kişinin yaşadığı bir mahalle, fakat yol üzerinde hiçbir zaman 3 evden fazlasını beraber göremediğiniz için iki gün sonra burası size şehir gibi geliyor. Namche 3 tane dağa bakıyor, üçü de büyük ve güzel.Çarşıda yarım saati 20 dolardan internete girip dostlara mesaj attım. Çektiğim resimleri CD’ye alıp   makineyi boşalttım.Tekrar otele döndüm.Otelde tanıştığım Avustralyalı aileyle papaz kaçtı oynadık. Saat 8 gibi herkes odasına çekildi.Tabi bende ve yaklaşık 2 saattir de yazıyorum

08/01/2007

     Namçe’de saat 7’de uyanıp, kahvaltı falan derken yola saat 9,20’de çıktık. Çıkışta rehberim Lhakpa’dan 3 dağın adını öğrendim.Doğu’da olanı Tamserko,Güney Doğu’sunda Gusum Kangoru, Kuzey Batı’sında ise Kande dağı.Tüm bu dağların manzarasında yol alıyoruz.Yolumuzu tepede bir manastır kesiyor.Budist tapınağı ile birlikte Ama Dablam’ın süper resimlerini çekiyorum.Bu dağ öylesine güzel ki adeta insanı çağırıyor. Budist tapınağındaki yüksekliğimiz 3620 metre. Sonra tekrar inmeye başlıyoruz. Amansız  bir iniş bu. İnişte yorulmuyorum ama dönüşte bu yokuşu tekrar çıkacağımı düşünmek beni fazlasıyla yoruyor .Irmağa kadar iniyoruz.3180 metreyi gösteriyor saatimin altimetresi. Irmakta köprüden geçip yeniden tırmanmaya başlıyoruz. 2 yol var önümüzde.Birinci yolumuz dik ve kısa, diğeri uzun ve çıkışlı. Kısa ve dik olanı tercih ediyorum.3180 metre’den 3860 metre’deki Tengboche’ye kadar 680 metre tekrar tırmanıyoruz. Zaten yürüyüşümüz hep iniş çıkışlarla geçiyor.Gerçi bu iniş çıkışlar benim daha iyi aklitimize olmamı sağlıyor.

      Tengboche’de giriş kapısını iki aslanın koruduğu büyük bir Budist manastırı var.Burada Namche Bazar – Tengboche arasındaki 4,5 saatlik yorgunluğumuzu atmak için çay içiyoruz. Bu arada çay konusunda bilgi vereyim size. Burada kimse bardakla çay almıyor. Boy boy termoslar var ve bu termoslarla alıyorsunuz çayları. Çayın fiyatı yükseklik arttıkça artıyor. Onlarda hazıra öyle alışmışlar ki nane çayı dışında bütün çaylar sallama çaylar. Tengboche ‘de yarım saat dinlendikten sonra 1’5 saat uzaklıktaki Pangboche ‘ye doğru yola çıkıyoruz. 3700 metre’de başlayan sedir -çam karışımı yerini yer, yer tamamen sedir ve ardıç ağacı’na bırakıyor.Yolumuzun üzerinde 2 tane tapınaktan geçiyoruz.Tabi Lakpa’dan öğrendiğim için hep tapınakların sağından geçiyorum. İkinci tapınağı geçtikten sonra Lakpa birden duruyor ve parmağı dudaklarına götürerek sessiz olmamı işaret ediyor.Diğer eliylede fotğraf makinemı çıkarmam gerektiğini anlatmaya çalışıyor.Hızla makinemı çıkarıyorum.Ard arda denklanşöre basıyorum.Karşımızda 3 tane vahşi dağ keçisi.Büyükler kaçıyor ama küçük keçi adeta bize poz veriyor .Daha sonra oda zıplayarak kayıplara karışıyor.Yolda sırtlarında sepetleri odun taşıyan kadınlara selam verirken onları Karadeniz’in cefakar kadınlarına benzetiyorum.

Bongboche’de ‘Shree Dewa Lodge’de konaklıyoruz Burada bizden başka Hollandalı bir çift var. Biraz onlarla sohbet ettikten sonra akşam menümüz olan sebzeli pilavla karnımı doyuruyorum. Sonra elimden düşürmediğim ‘Zülfü Livaneli’nin ‘Leylanın Evi’ adlı kitaba dalıyorum yine. Arkamda bir grup Nepalli kağıt oynuyorlar, tabi parasına ama kimse hırs yapmıyor. Hepsi gülüyor.Beni de davet ediyorlar.Oyun bizim 104’e (konken) benziyor. Bir el oynayıp yine kitabıma dalıyorum. Saat 9 gibi odama çekildim ve kitabımı bitirdim. .Saat 10 gibi uyudum.Daha doğrusu yüksekliğin verdiği sersemlikle yarı uyur                   yarı uyanık sabahı ettim.Ara sıra kalkıp yıldızları seyrettim.

    09/01/2007

    Bu sabah yarı uykulu halimden 7 gibi tam uyanık halime geri döndüm. Kalkıp Hollandalıları Namçe Bazar’a uğurladıktan sonra kahvaltımı ederek Dughla’ya doğru yola çıktık.17,30.Şu anda Dughla da sıcacık sobanın başında bu satırları yazıyorum. Birazda kestane olsa hiç fena olmazdı hani.

    Bugün ilk defa zorlandım. Bongboche’den sonra 4000 metrenin üzerinde yol alıyoruz.Benim gibi deniz seviyesinden geliyorsanız 4000 metre ve üzeri ciddi riskler içerebiliyor.Bunların başlıcaları ise beyin ve akciğer ödemleri.Bunlara dağ hastalığı diyoruz ve aklitimize olamamaktan kaynaklanıyor.Yükseldikçe havadaki oksijen miktarı azalıyor.

       Şöyleki ;

      YÜKSEKLİK         OKSİJEN MİKTARI

      Deniz kıyısında            %100

      1000m                           %88

      2000m                           %73

      3000m                           %68

      4000m                           %60

      5000m                           %53

      6000m                           %47

      7000m                           %41

      8000m                           %36

      8850m                           %33  

Oranlar yukarıda belirttiğim gibi.Yani şu an soluduğum havanın içerisinde %60 oksijen var.Buda benim daha çabuk yorulmama sebep oluyor.

    4240 metrede görüp resimlediğim büyük boy bilardo masası ise tam bir şok oldu benim için.

Çünkü Lukla’dan itibaren sadece patika yol var.Ve yerel halk her şeyi sırtlarında taşıyorlar.yani 1-2saatlik taşımadan bahsetmiyorum, günlerce süren taşımalardan bahsediyorum. Bu büyük boy bilardo masası da tamamen sırtta taşınmış.

    Şu an bulunduğum mekandaki bazı fiyatları vermek  istiyorum sizlere:

                   Çay büyük termos    : 600 RP        6 YTL                         1Dolar =70 RP

                   Kaynamış 2 yumurta:150 RP         3 YTL                         1YTL   =50 RP

                   Her çeşit çorba          :150 RP        3YTL

                   Sebzeli pilav              :200 RP        4 YTL

                   Cola                           :200 RP        4 YTL

                  Whıskı  yerel              :250 RP        5 YTL

                   Bira                            :250 RP        5YTL                     :           

Yükseklik arttıkça fiyatlarda artıyor.

     Saat 14 gibi Dughla ya geldik. Hava öylesine güzel ki , güneşin altında 15 dakika şekerleme bile yaptım.Yarım saatlik bir dinlenmeden sonra karşımızdaki 5150 metrelik küçük dağa(küçük dağ

bizim ağrı dağı kadar) aklimilitize olmak için çıkış yaptım.Gerçi bu yorgunluğun üzerine çok zor

oldu ama deydi.5150 metrede güneşin son ışıklarının vurduğu Ama Dablam ve birçok dağın çok güzel

resimlerini çektim. Bu arada güneş  aniden gidiverdi. Güneş gidince buradaki yüksekliği ve soğuğu gerçekten daha iyi anlıyorsunuz. Koşarcasına aşağıya indim. Allahtan geldiğimde sıcacık soba yanıyordu.Yarında Burada  kalıp yüksekliğe alışmak için tırmanışlar yapacağız.

    10/01/2007

      Sabah uyandığımda Ama Dablam üzerindeki kara bulutlar tüm hevesimi kaçırdı.Uzun süredir güzel giden hava her an bozabilir.Bu nedenle 2 gece kalmak için geldiğim Dughladan , bu sabah yürüyüşümüzün son durağı olacak Gorak Shep’e doğru yola çıkacağız.Güneş güzel yüzünü bir gösteriyor bir saklıyor.

      Her sabah olduğu gibi bu sabahta protein ihtiyacımı karşılamak için 2 tane haşlanmış yumurta ile kahvaltımı yaptım. Öğlenleri bir şey yemiyorum.

     Bugün yürüyüşümüzün 5. günü. 4 gün güzel bir yürüyüş oldu. Şayet bundan sonra  aklimilitizede bir sorunum olmazsa  hedeflediğim sürede bu faaliyeti tamamlayacağım.. Tüm bilgilendirmelerde bu yürüyüşün  minimum 9- maksimum 22 gün süreceği  belirtiliyor.Ben bu şekilde devam edersem 7-8 günde tamamlayabileceğim.  Bu hedef şimdilik olabilir görünüyor.hedefe bu kadar yaklaşmış olmak beni bir hayli heyecanlandırıyor.

     Dughla’dan yola çıkıyoruz. İlk hedefimiz dünyanın en yüksek köyü Gorak Shep. Gorak Shep 5180 metrede kurulmuş bir köy. Toplam 6 haneden oluşuyor.

    Bugün oldukça yorucu bir gündü.Aynı gün içinde Doghla’dan Gorak Shep’e gelip 5550metre yüksekliğindeki Kala Patthar zirvesine çıktım. Saat 18 de yeniden otele geri döndük.

   Saat 9,30 da Daghla’da başladı bugün yürüyüşüm.Yola çıkar çıkmaz hemen yokuş yukarı doğru tırmanmıyormusun nefret ediyorum inanın.Tabi ne çare ki yinede söylene ,söylene yola koyuldum. Öğleye doğru bir dağ tavşanın fotoğrafını çektim.Bu kadar hızlı bir şekilde bu kadar yükseğe çıkmak pek iyi olmadığı için bir taraftan etrafı seyrederken bir taraftan da vücudumu dinliyorum.Gorak Shep’e gelmeden büyük Khumbu  Buzulu’nu gördük . Manzara inanılmaz. Nuptse (7861m) nin  devasa gövdesinin altında çok uzun bir buzul. Ve sonunda dünyanın en yüksek yerleşim birimi olan Gorak Shepe geldik.Burada6 hane ve  4 otel var.10 kişi sürekli yaşıyormuş burada .Düşünsenize Ağrının zirvesinde bir köy ve şu an biz 5180 metrede bir köydeyiz.

        Gorak Shepte Snovland İn Hotel’e çantamızı bırakır bırakmaz Lakpaya ‘hadi Kalapattar zirvesine’ dedim Doğal olarak ta Lakpa patladı ‘ben yıllardır rehberlik yapıyorum , ama ilk defa 5 günde Gorak Shepe geldim ve yorgunum’.Fakat onu razı etmek zor olmadı.Saat 15 de dağa tırmanmaya başladık.Tırmandıkça Everest in çok güzel görüntüsü belirmeye başladı.Çıkış oldukça zor oldu.Tüm günün yorgunluğu üzerine 400 metre daha tırmanmak akıl karı değil..Ama ben kafaya koymuştum.. Böyle yaparak bir taşla iki kuş vurmuş oldum Hem uyuyacağımız yerden daha yükseğe çıkarak aklimalitize olduk , hemde yarın bir gece daha bu kadar yüksekte kalmamış olacağız.Yarın sabah erken kalkıp Everest Best Kamp a gideceğiz.Sonra geri dönüş başlayacak .Bakalım 5 günde geldiğim Lukla dan kaç günde geri dönebileceğim.Bu arada karımı ve oğlumu çok özledim. Uzun zaman sonra Nihal bu denli gözümde tütüyor (ilginç acep nedendir ),oğlum Cem in hasreti ise bambaşka.   .

     Bu gün  yürüdüğümüz  yolda ilginç bir yere geldik .Önce bir geçitle karşılaşıyorsunuz ,burayı geçince bir düzlük çıkıyor önünüze.Burada sanal bir mezarlık yapılmış.Himalaya’lar da hayatını kaybedenler için birer sembolik taş dikmişler.Dağcılıkta kitaplardan tanıdığımız bir çok isim var .  Buradan geçerken bir kez daha anlıyorsunuz ki  dağcılık dikkatli yapılmadığı sürece  oldukça tehlikeli bir spor. Hem de oldukça ..

         En çok duş almayı özledim.Buralarda duş olayı oldukça pahalı .Gorak Shepte 10 Dolar ödemek gerekiyor.Aşağılara indikçe bu rakam önce 5,sonra 3 dolara düşüyor.Burada 2,5 Litre sıcak suya 8 Dolar ödemeniz gerekiyor.Dünyanın en yüksek kasabasında elektrik var tabi .Güneş panelinden elde ediyorlar elektriği.  Odalarda elektrik  yok sadece lobi, restoran olan yerlerde var. Zor bir  tırmanışın ardından vardığımız Kala patthar da bizi inanılmaz bir soğuk karşıladı.Çok acele bayrakları çıkarıp resimleri çektik.Makineye ayaklığı takmak işin en zor kısmıydı.Tabi sonra nerdeyse koşarak aşağıya indik.İnerken Everest bir iyilik daha yaptı bana ve nefis bir kızıla büründü. Akşam güneşini tam almıştı. Hemen arkamızdaki 7165 metrelik Pomoki dağı da muhteşemdi. Haa bu arada unutmadan ekleyeyim tam zirvede Sarı Gelin türküsünü söyledim.

11.01.2007

     Bugün 7 gibi uyandım ama yataktan 7,30 gibi çıkabildim.Lakpa ile kararlaştırdığımız gibi kahvaltımızı bitirdikten sonra 8,30 gibi Evereat Base Camp a doğru yola çıktık.3 gündür 5000  metrenin üzerinde yaşamanın verdiği bir yorgunluk var üzerimde.Yavaş hareket ediyor, çabuk yoruluyorum.Tabi doğru dürüst bir şeylerde yiyemiyorum hijyenden dolayı! 4 saatlik Gorak Shep _ Everest Base Camp arasını 3 saatte tırmandık..Resimleri çektirip acilen geri döndük.Galiba Base Camp la ilgili 2 şey aklımdan çıkmayacak. Bunlardan ilki oğlum Cem ‘in oyuncağına yaptığım tören (plastik 10 cm lik bir kaykayın arkasına ailemizin isimlerini yazdık .Ve bu oyuncağı buraya gömdüm ,umarım bize mutluluk getirir.)  İkincisi ise orada öylesine yatan helikopter.(2004 yılında oraya inmeye çalışırken kuyruğunun kopması nedeniyle düşmüş. Heybetli dağların arasında bir oyuncak gibi hala duruyor.).Resim işlerini tamamlayıp Gorak Shep teki otelimize geri döndük. Bu arada ben öyle bir hale geldim ki nefes alırken bile yoruluyorum.

     Neyse sabah tembellik edip eşyalarımı toplamamıştım.Çıkıp onları topladım,bayrakları alıp 5180 metredeki son köy olan Gorak Shep te Gorak Shep otel tabelasının önünde bir kez daha resim çektirdim.Ayarları ben yapıyorum,yerini belirliyorum,ayaklığıda hazır edince Lakpa ya denklanşöre basmak kalıyor.

    Dağcılık Federasyonu Fethiye İlçe Temsilciliği bayrağını üzerini yazarak oraya astım .Saat 2 ,30 da Gorak  Shep’ten tekrar geriye doğru yürümeye başladık. Bu gün başladığımdan beri en uzun yürüyüşümü  yaptım.Biraz alçak irtifalara inebilmek için 4250 metre civarındaki Periçeye kadar indik. Akşam hava kararıp saat 6,30 u gösterdiğinde biz konaklayacağımız yerin kapısına dayanmıştık.Bu gün Everest Base Campta 3500 metredeydim.Şimdi ise 4250 metredeyim,yani 1100 metre aşağıda.Bu akşam rahat bir uyku çekeceğimi umut ediyorum.Yarın ise uzun bir yürüyüş olacak.Bugün yürüyüşe başladığımın 6. günü.

  13/01/2007

    Dün gece yükseklere oranla daha rahat uyuyabildim.Pheriche  dere  yatağına kurulmuş bir yer.Burada bilardo bile var.Temiz ve güzel bir otelde uyuduk.Sabah kalktığımda hemen, hemen hiç iştahım yoktu.Yolda bir şeyler yerim diye kahvaltı yapmadan yola çıktık.İlk hedefimiz Mimba nın oteli olan Zam_Fute idi.Lakpa yol uzun diye sızlandıysa da yolda bakarız diye onu teselli ettim.Yolda aklıma burasının Motor krosla geçilebileceği geldi ..Bunu Serkanlara iletmeye karar verdim.Sanırım bu dünyada ilk kez olacak Katmandu_Gorak Shep.Sponsor bazındada zorlanılacağını sanmıyorum.Uzun uzun yürüdük.Saat 1,30 da Namçe Bazar a geldik.Burada elmalı kek ve kahve öyle harika oldu anlatamam.Tabi şimdi güzel demlenmiş bir çay için 20 doları gözden çıkarabilirim.Geriye dönüşlerde daha rahat gözlemlerde bulunabiliyorsunuz.Giderken etrafı seyredip ,resim çekmekten dolayı birçok şeyi gözden kaçırabiliyorsunuz.

   Burada her şey o kadar basit şekilde oluşturulmuş ki hiçbir şey anlaşılmaz değil.Hani bizde bir söz vardır’Yaşam , tarlada buğday, fırında ekmek kadardır.Tarlaya buğdayı kimin ekip biçtiği ,hangi değirmende öğütüldüğü ,nasıl satıldığı, hangi fırında piştiğinin aslında çokta önemi yoktur.Önemli olan Buğday_ Ekmektir.Burada bunu tüm çıplaklığı ile gözlemleyebiliyorsunuz.Jiri den itibaren araç yolu yok.Yolda tanıştığımız 14 yaşındaki Sita daha hayatında gerçek bir araç görmemiş.Sadece gazete ve televizyonda görmüş.Yol olmadığı için teknoloji henüz ihtiyaç haline gelmemiş.Mimbaya ‘sana bir çamaşır makinesı alalım ‘ diyorum,’he  tamam bir o eksikti, alda  kocam beni boşasın’ diyor.Yolda sürekli eşya taşıyan insanlarla karşılaşıyorsunuz.Her biri en az 25_30 kg taşıyorlar.Lakpa ya neden taşıma işinde yak öküzlerini kullanmadıklarını soruyorum.Yaklarla taşıma daha ucuz ama insanlar taşıyor eşyaları.Cevap ilginç:’Şayet eşyalarımızı yaklara taşıtırsak insanlar ne yapacak? Yak sahibi 2, 3 kişi zengin olur diğer insanlar parasız kaldığı için adaletsizlik başlar.Oysaki bizim buralarda hiç işsiz insan yok.Mutlaka bir yerden bir başka yere taşınacak yük vardır.Böylece insanlar huzurlu yaşar’.İşte yaşam böylasine basit ve böylesine yaşanabilir.İnsanlar sizinle gözünüzün içine bakarak konuşuyorlar,asla gözlerini kaçırmıyorlar.Selam, günaydın, sağ ol gibi tüm kelimeler için iki elinizin avuç içlerini birbirine yapıştırmanız  ve Namaste demeniz yetiyor.

    Yol üzerinde bir sürü çocuk ellerini birleştirip sizi  Namaste diye selamlıyorlar.Asla bir şey istemiyorlar.Ama verirseniz de şükranla ellerini birbirinden ayırmadan hediyeyi  başlarını öne eğerek kabul ediyorlar.En çok makbule geçen hediye kalem , hele birde kalemler kuru boya olursa…

Çikolata ikinci sırada geliyor. Sonra ,sonra bir çocuk neler istemez ki.Gerisi artık size kalmış

       Şayet burası ile ilgili bir kitap yazılsa adı bana kalırsa ‘inişler ve çıkışlar ülkesi ‘olurdu.Yürüyüş boyunca o kadar çok inip çıkıyorsunuz ki, bazen bıkkınlık veriyor.Toplamda 2840 metrede Lukla dan başlayan yürüyüş 5550 metredeki Kalapatthar da bitiyor.VE 2710 metre yükseliyorsunuz.Fakat okadar çok yokuş çıkıyorsunuz ki bu rakam 6500 metreyi geçiyor.Örneğin ;4910 metredeki Lobuche den 5140 metredeki Gorak Shep e ulaşmak için bile 12 defa inip çıkıyorsunuz.Bunlar 40_50 metrelik iniş çıkışlar ama yüksek irtifa öylesine yoruyor ki.O zaman ister istemez isyan ediyorsunuz

Saat 17,30 da geldiğimiz Zan_Fute deki Mimbanın otelinde Mimbanın, çocuklarının yanına Katmanduya gittiğini öğreniyorum.Hava kararmak üzere ,bir süre devam edip etmemekte tereddüt ediyoruz.Sonra bir süre daha yürümeye devam kararı alıyoruz.Saat 6 gibi hava kararıyor.Biz gözlerimiz karanlığa alıştığı için yola devam edebiliyoruz.2_3 evden oluşan bir yerleşime geldiğimizde ise gözlerimiz ışıkları görüp alıştığı için yola devam etmek imkansız hale geliyor.Lakpa bir yerde konaklamamız gerektiğini söylüyor , ben  ona Lukla ya ne kadar kaldığını soruyorum.Yaklaşık 2 saatlik yürüme mesafesinde olduğumuzu söylüyor.Ona nasıl olduğunu oraya kadar yürüyüp yürüyemeyeceğini sordum ,oda bana kendisinin iyi olduğunu yolun hep çıkış olduğunu benim  dayanıp dayanamayacağımı soruyor.’Denerim’ deyip çantamdan kafa fenerimi çıkarıp yola devam ediyoruz.Bir süre sonra yokuş öyle dayanılmaz hale geliyor ki kendi kendime konuşmaya başlıyorum.Lakpa ‘ne oluyor bu adama ‘dercesine bakıyor bana.Saat 9 gibi Lukla da oluyoruz..Ama ben bitmiş bir haldeyim.İlk defa odasında duş olan bir otelde kalıyorum.Hemen atıyorum kendimi sıcacık suyun altına ,o yokuşu bile neredeyse unutuyorum.Sıcak duş, arınıyorum,dinleniyorum,uyuyorum hem de deliksiz.

     Sabah 7,30 da Lakpa uyandırıyor beni .İstemeye ,istemeye kalkıyorum.Uçağı kaçırmak istemiyorum.Küçük bir kahvaltının ardından Katmandu dan gelecek uçağı beklemek için Hava Limanına geldik.Burası 250 metre uzunluğunda bir pist ve küçük bir binadan oluşan bir yer.Hava limanını görünce  ‘Katmandu ya kadar yürüsem mi acaba ‘ diye düşünmedim değil doğrusu.

     Nedendir bilmem ama burada çok karga var, yer ,gök karga desem yeri var.Koloniler halinde yaşıyorlar , dolayısıyla korkunç gak sesinden başka ses yok etrafta.

     Nepal de turizm demek her şey demek,bu yüzden bizlere çok iyi davranıyorlar.Kendilerine ait bir self kontrolleri var. Her zaman iki fiyatları var.Birisi kendileri için ,diğeri bizim için .Bizim için olan fiyatı iki kat düşünebilirsiniz.

                   11,30 gibi uçağımız  geliyor , Uçak ‘Allaha  emanet ‘ deriz ya işte aynen öyle.Havalanıyoruz ve sarsıla, sarsıla Katmandu ya geliyoruz.Uçak 18 kişilik , çift pervaneli Mr. No uçağı.Pilot ta öyle bir tipti zaten.Katmandu Hava  Limanı  inişe müsait olmadığı için  şehrin üzerinde fazladan 4 tur atıyoruz.İstemekle olmayacağını biliyorum ama bir an önce inmek istiyorum.Sonunda kazasız belasız iniyoruz.Taksici ile sıkı bir pazarlıktan sonra (500 rupiden 200 rupiye)Otel Mendopa dönüyorum.Otelde bazı eşyalarımı yıkayıp kendimi dışarıya atıyorum.MP3 e biraz Nepal melodileri yükletiyorum .Sonra güzel bir yemek yiyorum.Akşam da Lhasa bara gidip biraz rock müzik dinledim.Konuk olarak katılan bir gitarist ve bir piyanistte güzel bir resital sundular bize

    15/01/2007

   Bugün doğum günüm.Bir yaş daha ölüme yaklaştım.İnsan 35 yaşına kadar seviniyor doğum gününe .Ama 35 inden sonra garip bir  acı yerleşiyor insanın yüreğine, bir mektubun köşesini yakar gibi.Oysaki dünyaya geldiğimiz andan itibaren geri sayım başlıyor . Ama benim büyük şair Nazım Hikmet’le aynı günde doğmam bana bir nebze olsun teselli veriyor.Neyse bu kadar karamsarlık yeter .İyi ki doğdum.

 .                :   .

      Dün sabah Pokaraya gelmek için saat 6 da kalktım. Pokara 7 arabasına bileti otelden almıştım. Buradaki bütün oteller her türlü bileti satıyorlar. Akşamdan hazırladığım çantamı alıp otobüsün hareket edceği kraliyet sarayı yanına yürüyerek gittim. Otobüsümüz 2. dünya savaşından kalma bir Tata idi.7,5 saatlik yorucu bir yolculuktan sonra Pokaraya ulaştık.Yol boyunca bir ırmağı takip ederek geldik.Tabi bu taraflar daha sulak ve tropikal.Her türlü meyveye sahipler.Topraklar daha verimli ve kullanılabilir.Buda daha refah bir yaşamı beraberinde getirmiş.Yolda gelirken iki yerde mola verdik , ikisinde de yolcular ve şoför elleriyle ballandıra ,ballandıra pilav yediler.Galiba biz balığı elle yerken Avrupalılar bize benim şu an onlara baktığım gibi bakıyorlar.Pokara Guest House da kalacağım diye gelmiştim.Fakat burası çok eski ve bakımsız olduğundan daha göle yakın bir yerden otel aradım.Sonunda göl manzaralı bir odayı 300 RP ye yani 7 YTL ye buldum.Otel temiz  üstelik merkezde.

 Burası ilk bakışta Hisarönü’nün biraz da ha bakımsızı. Evler tıpkı Ovacıktaki gibi, yani  film platosu gibi anayol üzerine döşenmiş, arka taraflar boş. Her yerden telefon kabloları sarkıyor. Ama kışın bile açık, çok fazla müşteri yok belki ama kesinlikle kapatmıyorlar.Burası Katmandu ve Khulumbu bölgesine göre daha derli toplu.Turizm refahı getirince ister istemez değişim başlamış.Ama ne olursa olsun bazı şeyler hiç değişmiyor.Ortalıkta burun karıştırmak ve alenen her yere tükürmek gibi.Dedim ya bizim oralara çok benziyor diye.Paraşüt sporu burada da önemli turizm geliri.Kişi başı her şey dahil 75 dolar alıyorlar.Şayet uzun uçmak isterseniz rakam haliyle yükseliyor.35_40 dakika uçmak isterseniz ödeyeceğiniz ücret 75 dolar oluyor.

      Caddede yürürken kendinizi Hisar önönde yürüyor gibi hissetmemeniz için hiçbir neden yok.Dedim ya burası Hisar önünün 5 yıl önceki hali.

       Buranın en iyi sezonu Ağustos_Eylül_ Ekim _Kasım 4 ay.  Sonra Mart  Nisan.  Aralık _Ocak _Şubat a ise yarı sezon diyorlar.Mayıs_ Haziran _Temmuz ayları Muson Yağmurları nedeniyle ölü sezon olarak geçiyor.Tabi mekan turistik olunca damak tadınıza uygun yemekler yapan restoran bulmak çok ta zor olmuyor.Dün akşam balık cips yedim ,bu sabahta güzel bir mantarlı omlet.Güneşli bir havada bir tarafı göle bir tarafı caddeye bakan Himalaya restoranında bir yandan çayımı içerken bir yandanda bu naçizane satırları yazıyorum.Trek konusundaki kararımı bu gün vereceğim.Ama sanırım Anapurna Base

Camp yapacağım.

    16/01/2007

        Yarın sabah 6 da Anapurna Base Camp a gidiyorum.Dün akşamüzeri burada olduğunu bildiğim Margaret le tesadüfen karşılaştık.Margaret Colins benim Fethiye den müşterim.Apple Estate den ev aldı.Halen Fethiye de yaşıyor, ama yılın 2 ayını burada geçiriyor.O ve arkadaşları ile yemek yedik.Daha sonra bugün buluşmak üzere ayrıldık.Fakat onlarla buluşmadan önce tesadüf eseri gördüğüm Pokara Rotari Club toplantısına katıldım.Türkiye den  yanımda getirdiğim 2440. Bölge Rotaryan bayrağını Pokara Rotaryanlar ile değiştirdik.Toplantı sırasında bana düşüncelerimi aktarma fırsatı verdiler.Pokaranın Fethiye _Ölüdeniz e çok benzediğini belkide bu yüzden burayı sevdiğimi söyledim Ama iş veren ve iş adamları olarak iki şey konusunda (burun karıştırma ve yerler tükürme)Rotaryanların  aktif olarak eğitim görevi almalarını anlattım, yada anlatmaya çalıştım.Gerisi artık onlara kalmış.

     Bugün saat 10 gibi Margaret  ve arkadaşlarıyla yeniden buluşup benim uçmam için single paraşüt bulmaya çalıştık.Ve iki yerden söz aldık.Anna Purna Base Camp dönüşü inşallah byrada uçacağım.Yanımdaki tüm bayrakları paraşüyüme bağlamak istiyorum.Akşam üzeri biraz alışveriş yaptım.Sonrada çantamı toplayıp uyudum.

       17/01/2007     Saat 17:30

      Bugün saat 5,30 da kalkıp hazırlandım.Her zaman olduğu gibi yataktan çıkmak zor oldu.Saat 5,55 te gerçekten akşamdan sözleştiğimiz gibi taksi geldi.Önüme konan 6 günlük rehber ücretini reddettim ve sadece 3 günlük ücreti ödedim.Sonra yola çıktım.Yolun yarısını geçmiştik ki telefonunu mu otelde unuttuğumu anladım ve  geri döndük.Bu bana 500 RP ye patladı yani 10 YTL.Telefonumu masanın üzerinde buldum, aldık ve Pokohara dan Phedi ye doğru yola çıktık.30 dakikalık bir yolculuğun sonunda taksici bizi bir dağın yamacında bıraktı.Daha Bismillah demeden başladık Phendi_Dhempus arasını merdivenle çıkmaya.İstisnasız 1 saatlik çıkıştan sonra merdiven bitti ama toprak çıkış devam etti.Bu arada Dhampus ta ki kontrol noktasına geldik .Şanslıydık çünkü kimse yoktu.Bu gün ilk defa hayatımda doğal yaşamlarında maymunları gördüm.Türkiye den gelince garipsiyorsunuz tabi ,yolumuzun üzerinde 3.4 sürü.Ama hava nemli olduğu için resim çeksek de güzel çıkmayacak.

     Bugün gerçekten çok yürüdük. Sabah 7 den akşam 5 e kadar. Sadece Tokla da 30 dakika yemek molası verdik ve onun haricinde hep yürüdük. Rehberimizin adı Remzi. Biraz saf birine benziyor ama bakacağız  artık.

    Yine bugün Phendi_Dhampus_Pothana _Bhichok Devrali_Tolka(Tolga)_Landruk_Neuu Briç Jhinudan da ya kadar yol katettik.Yarınki hedefimiz , Devrali yada Bagon , yani Base Camp tan önceki konaklama yerlerinden biri.3. gün ise şayet hava güzel olursa Anapurna Base Camp yapıp dönüşe geçmek.Kalmak için geldiğimiz Jhinudanda  da başka bir yolun daha iyi ve kestirme olduğu söylendi.

Taksi ile Phendiye kadar değil Nayapuka kadar gelip yürüyüşe oradan başlarsanız en az 3 saat yolun kısalacağı söylendi. Tabi zaten yürüyüşe çıkmış birisi için yolun uzayıp kısalmasının bir önemi pek yoktur. Burası da iniş ve çıkışlarla dolu.Bugün yolculuğa Pokaradan başladığımızda yükseklik 900 metre idi, Phendi den çıkışa başladık ve 2200 metreye çıktıktan sonra 1350 metreye düşüp tekrar 1800 civarına çıktık.Burada yürüyüş iniş ve çıkışlarla devam ediyor.Anapurna Base Camp a yürürken diğer Everest Base Camp bölgesi (Khumbu) arasındaki bariz gelir farkını görebiliyorsunuz.Ayrıca Everest Base Camp  a doğru tırmanırken  sadece  Çam, Sedir ve Ardıç ağaçları size eşlik ediyor,  tropikal havayı içinize çekiyor , o havayı hissedebiliyorsunuz.İki adam boyu eğrelti otları, bakarken başınızı döndürecek uzun ve sık ağaçlar ,en güzeli ise tepesini asla göremeyeceğiniz dağlar.

    18/01/   2007   Saat 19.23

    Çok yorucu bir yürüyüşün ardından şu an Durali deyiz .Sabah saat 8.30 da başladık yürüyüşümüze.Bu yolculuğun başında da yine bir sürü merdiven çıktık.Sonrası ise meşe ormanları içinde geçen bir gün.Himalaya kasabasına (daha doğrusu köy) geldiğimizde saat 16.45 ti.Devam edip hedefe bir adım daha yaklaşmak için yürüdük.Ama sanırım hata yaptık.2300 ler de başlayan kar2500 metreden sonra donmuş buz olarak çıktı karşımıza.Aşağısı yüzlerce metreye varan uçurumlarla dolu olan patikalardan geçerek Durali ye geldik.Yolculuğun son yarım saatini tamamen karanlıkta tamamladık.Everest Kalapatthar da 5500 metrede bile kar yoktu ama burada 2300 den sonra hep kar vardı.Şimdi akşam saat 7.30 civarı.Dal_bat ımı yedim .Rhemzi bize dün  akşamki gibi Nepal şarkıları söylüyor.

Lodgede ki gibi Nepalliler ona eşlik ediyor.

           Dal_bat nepal in milli yemeği.Sebze karışımı ,pilav ve yeşil mercimek çorbasından oluşuyor.Bu gün kendime extra bir ziyafet çekip patates cipsi yedim.İçinden geçtiğimiz orman müthişti , her karesi insanı büyülüyor.Shangrila Guest House de kalıyorum.

     19/01/2007

        Saat 7,45 gibi kalktım.  Her zamanki gibi klasik kahvaltımı yaptım( 2 yumurta ve ekmek).Ama burada da tost ekmeği olmadığı için burasının sahibi Lanka bana bizim Anadolu da yapılan pişi benzeri bir şey yaptı.yağda kızartılmış hamur.Saat 8.30 da Anapurna Base Camp a ( ABC) doğru yürümeye başladık.Bu yürüyüşün oldukça zor bir yürüyüş olacağını tahmin ediyorum.Çünkü bulunduğumuz 3160 metre den 4160 metre ye çıkacaktık.Yaklaşık 1000 metre.Tabi siz birde bunun içine iniş çıkışları koyarsanız bu rakam 1500 ü bulabiliyor.Fakat biz sadece çıkış yaptık.Durali den ABC ye 5.30 saatte yürüyebildim.Çünkü yolumuz oldukça buzluydu , kaymamak için baya çaba sarfettik.ABC ye varmadan önce MBC ye (Base CAMP) a uğramadan geçtik.Aslında amacım geriye dönüp aşağılara inmekti ama sonra burada konaklamaya karar verdim.Çünkü Durali ye geri döndüğümde saat nerdeyse 5.30 a gelmiş ,hava ağırdan kararmaya başlamıştı.

      Burada ısınma hayli ilginç.Masanın altına bir gaz ocağı koyuyorlar.Masanın dört tarafı kapalı.Ve bu gaz ocağı gece boyunca yanıyor.Bu sistemle ayaklarınız ısınıyor tabi vücudunuzda ısınmış oluyor.İlginç olduğunu söylemiştim.Buraya geldiğimden bu yana ilk defa bir otelde 2 gece kalıyorum.Saat 2 civarı ABC deydim.Resimler çektim.Fakat biz tam oraya girmek üzere iken koyu bir sis bastırdı.Sadece tabelanın önünde resim çekebildim.Arkamda  muhteşem görüntüsü ile Annapurna bana resim vermedi.Fakat giderken birkaç kare çekebilmiştim.Şayet yolunuz Pokara ya düşerse mutlaka Pokara Stek House uğrayın.                       .             

   20 /01 /2007

Bugün yola çıkışımın 4. günü. Tekrar Chomrong adöndük. Remzi başımda ve bana çok az İngilizcesi ile New Bridge nin neden bu ismi aldığını anlatmaya çalışıyor. Ama ben anlamıyorum. Bugün tembellik edip Devrali deki yatağımdan biraz geç kalktım. Kalktığımda saat 9.30 civarı idi. Aslında erken uyandım ama canım yataktan kalkmak istemedi.

     Kahvaltı etmeden saat 10 gibi yola çıktık..Yola grup olarak çıktık ama daha ilk 10 dakikada grup geri dönüp ABC de bir gece kararı aldı.Dünkü havanın kapalı olması onları böyle bir karar almaya itti sanıyorum.Remzi ve ben yolumuza devam ettik.Bir kez daha o büyüleyici meşe ormanını içinden geçtik.

      Siz hiç hayatınızda 2475 basamak merdiven çıktınız mı? Chomrong a ABC tarafından geldiğinizde tam 2475 basamak çıkmak zorundasınız. Tam tamına 2475  basamak ! Enternasyonel Hotel e yerleştim. Burası tam tepede şahin yuvası gibi bir yer. Tüm vadi ve 2475 basamak ayaklarınızın altında. Burada dikkatimi bir şey daha çekiyor. İnsanın karakterini büyük  ölçüde toprağın şekillendirdiği.  .Dikkat edin  eğer toprak sert ve az ise  insanlarda sert oluyor ve daha dağınık bir yerleşim gözleniyor. Ama şayet toprak yumuşak ise insanlarda karakter olarak daha rahat daha olumlu oluyor.Yukarıda Anapurna Base Camp ta , özellikle Himalaya dan sonra insanlar daha sertleşiyor, acımasızlaşıyor.Dün akşam gece 18. 30 da iki Rusu parası olmadığı için ısınmadan mahrum bıraktılar.Oysa bugün Chamrong dayım.Duş almak bile ücretsiz , biz istemeden ısınmak için ateşi bile yaktılar.Gece boyunca Nepalce şarkılar söyleyip, arada sırada dans ettiler.

     21 / 01 / 2007-

  Bu sabah saat 6. 30 da uyandım. Odam üç tarafı camlarla çevrili ve üst katta. Sol tarafımda güneşin ilk ışıklarıyla aydınlanan Anapurna güney sağ yanımda henüz güneşin ulaşamadığı Machapurnes dağı. Uyumak imkansız gibi bir şey . Sabah kahvaltıyı odamda yapmak istiyorum şöyle yataktan çıkmadan.Ama burada imkansız tabi.Kahvaltı , resim falan derken saat 8 de yola koyuldum.Bu kez ABC ye giderken saymadığım merdivenlerin inişini sayıyorum. 3445. Tam 3445 basamak. Şayet 25 basamak bir kat olarak düşünülürse 145 katlı bir binadan aşağıya iniyorsunuz.ve indim.Dünde 2475  basamak çıkmıştım.

    Dönüşte gittiğimiz yoldan değil de farklı bir patikadan dönüyoruz.Irmağın karşı yakasından.Burası 3 saat kadar daha kısa ama Peni den 1 saat kadarda uzağa çıkıyor.Yola indiğimizde otobüslerin grevde olduğunu öğreniyorum.Sadece taksi var.Onlarda 800 RP lik yol için 1800 RP istiyorlar.Üç kişi birleşip 1500 Rupiye pazarlık ediyoruz.Saat 4.30 gibi Pokaradayım yine.Yol boyunca neredeyse dereye sıfır indik .Derenin getirdiği bereketli topraklarda refahın izlerini sürdüm.Yarın akşam gideceğim Chitumla ilgili hazırlıkları yaptım.

   22 / 01 /2007

    Sabah 7 de kalkıp hazırlandım.7. 30 da otobüs terminalinde hazır vaziyette iken grevin bugünde devam ettiğini ,yolların kapalı olduğunu öğrendim. Geri dönüp Davit in AM/PM Organik Cafe de kahve içtim.

  24 / 01 /2007

    Dün yazamadım , çünkü kendime tatil vermiştim Pokara da kaldığım günü biraz alışverişle biraz da gezi ile geçirdim.Grev Allahtan dün bitti.ve ben Chitwan a geldim.

      Chitwan Nepalde koruma altına alınıp Ulusal Park ilan edilen  bir bölge.İçerisinde vahşi hayat korunuyor.Kaplan , Su Aygırı ,Fil, Bufalo, Maymun,Timsah, Ceylan, Gazel, Ayı bunlardan bazıları.Savraha buradaki bir yerleşim alanının adı.Ama adı Chitwan la o kadar özdeşleşmiş ki  bir çok insan Savraha yada Chitwen ‘Raptı ırmağının kıyısında bir yerleşim.Raptı ırmağı ilerde Narayanı ırmağı ile birleşip Ganj Nehri ne doğru akıyor.Parka giriş ücreti 500 Rupi.Irmak aynı zamanda bir çok göçmen ve yerleşik kuşa ev sahipliği yapıyor.Etraf Balıkçıl kuşlarla dolu.Irmağa sıfır bir otele yerleştim.Odam ırmak manzaralı , tabi 400 Rupi geceliğine ödüyorum.Yaklaşık 8 YTL.Dün ırmakta güneş batımını izledim.Muhteşemdi.

    Sabah uyandığımda göz gözü görmeyecek şekilde sis vardı. Şuan saat 11 e geliyor ve sis yavaş yavaş kalkıyor.Yarın ormanın içerisine safari yapacağız.Rehberimin adı  Deniz.Deniz bu köyden , adının ne anlama geldiğini bilmiyor.Ona Denizin Türkçe anlamını söylüyorum Oda gülüyor.

     Bugün de çok fazla bir şey yapmadım.Bir ara gidip     Q       kontrol ettim, sonrada gelip güneşin batışını seyrettim.Yarın ormanın içlerine doğru gizemli yolculuğumuz başlayacak.

     25 / 01 /2007

    Fil safari için sabah 7.30 da kalkıp 8 de hazır vaziyette bekliyordum.Kocaman bir fil geldi.Bakıcısı onu merdivenle çıkılan yüksek bir yere geri, geri yanaştırıp benim merdivenlerden çıkıp file binmemi söylediğinde hayli heyecanlandım.Hayatımda hiç file dokunmadığım  halde şimdi onunla bir yolculuk yapacağım.Öncelikle şunu söylemeliyim ki fille seyahat hiç mi hiç rahat değil.

Her adım atışta fille beraber sizde bir kere zıplıyorsunuz.15 dakikalık bir fil sırtında  seyahatin ardından  National Parka giriş yapıyoruz. Filin sürücüleri o kadar profesyonel olmuşlar ki  hangi bölgede hangi hayvanı bulabileceklerini biliyorlar Önce bir geyik sürüsü gördük, sonra sırasıyla  Gergedan , Tavus Kuşu ,Maymun ,Yaban Domuzu sürüsü ve adını bile bilmediğim bir sürü kuş gördük.Fotoğraf çekmeye çalıştım ama sanırım çok güzel çıkmadı.Çünkü hava saat 11  e kadar sisliydi . Üstelik o koca Filin sırtında makinayı sabitlemek oldukça zor.Saat 8. 30 gibi başlayan Fil safarimiz 11.30 gibi sona erdi.Tekrar Otele dönüp öğleden sonraki Jiip Safari için beklemeye başladım.İyi ki otele dönmüşüm..

Çünkü Fil Safariye çıkan bütün filler ( toplam 8 tane) nehir e  banyo yapmaya geldiler.Burada inanılmaz bir resim şöleni eşliğinde sahipleri tarafından yıkandılar.Filler öyle akıllı hayvanlar ki şaşırmamak elde değil.Sahiplerinin söylediklerini harfiyen yerine getiriyorlar.Üstelik sahipleri onları demir çubuklarla dövüyorlar. Bu banyo şöleni sırasında nehir sularının

Sürüklediği kocaman bir kütüğü bir filin kıyıya çıkarmasına şahit oldum . İnanılmazdı.

     Öğleden sonra saat 1.30 gibi Jiip safariye katılmak için nehrin karşı kıyısına geçtim.Yarım saatlik bir bekleyişin ardından büyüleyici ormanın derinliklerine doğru yolculuğumuz başladı. Önce Tavus Kuşu Ceylan ,Geyik ,Domuz, Timsah ,Gergedan gördük.Sonra ayağından yaralı olduğu için büyükçe bir alanda tutulan Kaplanı Timsah yetiştirme çiftliğinin yanında görebildik.Timsah çiftliğinde ise yetiştirilip doğaya salıverilen timsahları yakından izledik.Savhara dan başlayan yolculuğumuz ormanın  derinliklerindeki ir kasabada son buldu.. Geri dönüşümüz ise saat 18 gibiydi.  

    Oldukça yoğun bir gün geçirmiş, yorulmuştum. Kendimi balıkla ödüllendirdim. Bir çeşit kefal olan yerel dere balığıyla akşam yemeğimi tamamladım ve artık ertesi sabah Chitwan dan   ayrılabilir duruma geldim.    

   26 /01 / 2007

    Sabah 9.30 otobüsü ile Katmanduya doğru yola çıktım. Normalde 5_5.30 saat gibi sürmesi gereken Chitwan _ Katmandu arası 7.30 saat sürünce biraz gerildim.Şoför canının istediği yerde durup çiş molası verince  (ağaç arkaları tuvalet oluyor) yolculuğumuz baya bir uzadı.Saat 5 gibi tekrar Hotel Mendapa dönmüş , odamda duşumu almış  , rahatlamış bir haldeyim.Katmanduda beni bekleyen güzel sürpriz ise Fethiye den dostlarım Orhanın eşi Bade ve Yakadaki Lodgenin sahibi Mel in aynı otelde olmalarıydı.Mel daha önce Nepalde  bulunduğu için birçok tanıdığı vardı. Tıp eğitimini Türkiye de tamamlayan Dr. Chakra ve eşi Shapra .İnanılmaz güzel Türkçe konuşan iki insan.Bize Nepal misafirperverliğini Türkçe konuşmalar eşliğinde gösterdiler. Daha sonra Mel in diğer arkadaşı 1905 Restoran ta Mel bize ve restoran sahibi arkadaşına karnıyarık yaptı.Bu uzun zaman sonra yediğim ilk Türk yemeği idi.Uzak ta gurbet ellerde öyle iyi geliyorki.

    27 /01 / 2007

    Sabah saat 5 de Bade ve Mel Tibete geçtiler.Benimde bugün Nepaldeki son günüm. Öğleden sonra saat 17.30 da Türkiye ye uçuyorum.Günümün çoğunu alışverişte geçirdim.Bu defa gelirken yaptığım hatayı yapmayıp , sırt çantamı direk İstanbul a verdim.Şu an uçaktayım.Dünyanın  çatısı Himalayalara son kez bakıyorum, buğulu gözlerle.Gözümün alabildiğince ulu dağlar.Aklıma Ömer hoca geliyor, dudaklarımda o hazin türkü.

  Erzurum çarşı pazar sarı gelin oyyy.

      Buraya geldiğimde dostlara çektiğim mesajdaki söz gibi:Burada dağlar öylesine büyük ki aşık olası geliyor insanın.

             GENEL OLARAK  NEPAL- DÜNYANIN  ÇATISI 

            Buraya gelirken gerçekten çok fazla    ne ile karşılaşacağımı bilmediğimden ötürü gördüğüm , tattığım her şey yeni bir algı oldu benim için.

     Ülke kocaman bir inişler çıkışlar, tepeler, dağlar diyarı. Nepal’de hala %72 yerleşim biriminin de araçla ulaşım yok. İnsanlar binlerce yıldır olduğu gibi küçük patikalardan ulaşımlarını yaya olarak sağlıyorlar. Ülkenin turizm dışında da hiç bir dış geliri yok. Sanayi hemen hemen sıfır.. Tarım ise daha çok insanların kendi ihtiyaçlarına yetecek düzeyde yapılıyor. Ekonomi tamamen dışa bağımlı. Halkın %95 i fakirlik, yokluk sınırının altında yaşıyor. Özellikle başşehir Katmandu’da sınıf farkı inanılmaz boyutlarda. Sokaklarda her köşe başında 5-10 çocuk çetesi bali çekip turistlerden para dileniyor. Çok az sayıda yeni araba caddelerde görülebiliyor.    Taksilerin tamamı eski suziki marutti. Kamyon ve otobusler işe neredeyse tamamı                        1950 yapımı Hindistan markası “Tata” dan oluşuyor . Trafik ingiltere ve  kolonilerindeki gibi sağdan direksiyonla işliyor. Trafik düzeni dışarıdan gelen birine göre her ne kadar keşmekeş görünsede ,onlar bu karışıklığın içerisinden tereyağından kıl çeker gibi çıkıyorlar. Taksiler dışında trafikte çok fazla özel araç yok. Özel araçlar kırmızı plaka kullanıyor. Buda özel araçların ne kadar özel olduğunun başka bir göstergesi. Nepalde mevcut araçların %90 ı smart araçlardan oluşuyor.  Geri kalan %10 ise 1950 model kamyon ve otobüsler. Kamyonlarını adeta bir tapınak gibi süslüyorlar. Yollarda çok güzel el işi boyanmış  ve renk cümbüşüyle kamyonlar birer yürüyen  tablo gibi.Bunun yanında trafikte motorların %80 gibi bir sayı üstünlüğü var .  Birde sanırım sadece şehirlere has üç tekerlekli arkasına iki kişinin oturabildiği bisikletler var.Bunlar bizim eski fayton misali. Kısa mesafede çok hızlı ve ucuz çözümler sunuyor.

     Nepal’de şehirlerde ve araç yolu ulaşılabilen her yerde bariz şekilde Hindistan’ın etkisini görebilirsiniz.  Ulaşmayan dağlık alanlarda ise tartışılmaz Tibet kültürünün  üstünlüğü var. Bu yaşamsal alanlarda olduğu gibi  dinde  de kendini hemen gösteriyor. Ulaşımının olduğu yerlerde Hindu dini çoğunluk sağlarken, yolun bittiği yerden itibaren Budizm etkisini artırıyor. Her iki dine mensup insanlarda dindar diyebileceğimiz insanlar. Hindular alınlarına koydukları kırmızı boya (bazı yörelerde kırmızıya boyanmış prinç) ile kolayca kendilerini belli ediyor. Tapınaklarına kendi dinlerinden olmayanları ziyaret amacıyla bile almıyorlar. Dinsel mekanların yanlarından geçerken ellerini üç kez  kalpleri ve beyinleri arasında indirip kaldırarak hem aklımda hem kalbimdesin mesajını veriyorlar. Budistler ise din konusunda biraz daha açıklar. Onlar dinlerini büyük festivallerle kutluyorlar. Onlar için her şey festival yapmak için bir bahane. Yılın 12 ayı  365 günü ülkenin bir yerinde  bir festivale katılabilirsiniz. Sanırım en ilginç olanıda kadınların kocalarının sağlıklı olmaları için yapılan festival.

Bu festivalde ülkedeki tüm budist kadınlar 3 gün boyunca günde sadece bir kez yemek yiyerek kocaları için oruç tutup, dans ederek dua ediyorlar..

    Ülke insanı ,zengini fakiri çok saygılı . İki elinizin avuç içlerini birleştirip “Nameste”  demeniz  her türlü kapıyı açan bir anahtar gibi. Nameste  merhaba, sağol, hey,çok çok teşekür ederim, hoşçakal, hoşgeldin gibi bir çok sözcüğü karşılıyor. Aynı zamanda bir saygı ifadesi. Size birşey ikram etmek istediklerinde bile iki ellerini birleştirip, kafaları önde iki elin baş ve işaret parmakları ile sunuyorlar.

    Nepalde her zaman iki farklı fiat uygulaması var.Birisi yerel halk için diyeri ise turistler için.Bu oran %50den hiç bir zaman az değil.Vasıfsız bir işçi aylık ortalama 4000-5000 rupi alıyor yani yaklaşık 70 dolar yada 100 yeni Turk Lirası. Hal böyle olunca çifte fiat bir devlet politikası haline dönüşüyor. Örneğin Katmandu –Lukla arası bir turist 100 dolar öderken bir Nepalli 30 dolar ödüyor. Pazarlık yapmak bu ülkenin neredeyse bir kültürü olmuş. Onlar bir fiyat söylüyor , sonrada size dönüp siz ne verirdiniz diye soruyorlar. Gerisi tamamen sizin pazarlık gücünüze kalmış. Turistseniz her türlü etkinliğiniz için ayrı ayrı ödeme yapmanız  gerekiyor. Yani permit (vize) almadan adım atmanız yasak. Bu izin alma işi hiç bir şekilde bürakrasiye boğulmadan tamamen seyahat acenteleri aracılığıyla alınıyor. Kışın çok sık kontrol olmasada  sezonda sürekli kontrol yapılıyor. Şayet ödeme yapmamışsanız dört katı ödeme sizi bekliyor olacak.

    Nepal de Haziran Temmuz ve Ağustos ayları dışında yılın dokuz ayı turizm yapılabiliyor. Sadece bu üç ay içerisinde muson yağmurları nedeniyle sezon tatile giriyor.

     Katmandu başşehir olması ve ülkenin ortasında olmasından dolayı adeta bir dağıtım merkezi gibi .Pokara yıldızı yeni parlayan bir turizm kenti olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Ülkenin sahip olduğu maden yatakları ise henüz neredeyse el deymemiş bir şekilde duruyor. Kimbilir belkide büyük patron Amerika kendisine saklıyordur. Şimdilerde Türk Enka şirketi Katmandu’da bölgenin en büyük Amerikan elçiliğini yapmakla meşgul. En meşhur trekking yolu  şayet araçla gidiyorsanız Jiri’den başlayıp 22 gün süren veya uçakla geliyorsanız Lukladan başlayıp 14 gün süren ve 5550 metredeki Kala Patthar zirvesi ve 3364 metredeki Everest Bace camp ta biten zorlu etap. Kala Patthar zirvesinden Everest, Nupse,gibi görselliği güzel olan dağların inanılmaz manzaralarına ulaşabiliyorsunuz. İkinci  en çok kullanılan trekkinğ rotası ise 8091 metre yüksekliğindeki Annapurna Bace Camp  rotası. Bu rota aynı zamanda Machhapuchhre (fish tail- balık kuyruğu) bace Campınıda kapsıyor. Katmandu ve Pokara’nın hemen altında yer alan Chitwan ise içinde barındırdığı vahşi doğasıyla en çok uğranılan yerlerden birisi. Burada doğal ortamlarında maymun, timsah,gergeden, kaplan, geyik,ayı,fil gibi bir çok  hayvanı görmeniz olası. Çok rahatsız bir yolculuk olsada fil safari en meşhur turu.

      Nepallilerde kendi aralarında bizler gibi sert ve yüksek sesle konuşmayı  seviyorlar. Şayet gözlerinizi kapatırsanız onların konuşurken kavga ettiklerini sanabilirsiniz. İnsanlarda genelde işsizliğin hakim olduğu bir miskinlik gözlemliyorsunuz.Ama koca  dağlardaki teraslanmış uçsuz bucaksız setlere bakıp bu insanlara miskin demek galiba biraz bu insanlara haksızlık olur.

     Tüm üçüncü dünya ülkelerinde (geri kalmışlığın bir başka adı) oldugu gibi Nepal’de de şehir planlaması hiç oluşmamış. Her şey karmakarışık. Katmandu’da sadece turistlere özel bir bölge oluşturmuşlar. Onun dışı tamamen varoşlardan oluşuyor. Buralardaki evler genelde 25-30 metre kare. Bir çoğunun içerisinde mutfak yok. Hemen kapının dışına konan bir masa mutfak görevini görürken genelde bu kulübeler tek göz basit odalardan oluşuyor. Tuvaletlerin tamamı dışarıda. İçeride bir köşe ocak yeri olarak kullanılıyor. Duman yarı açık olan çatıdan direk dışarıya gidiyor. Kadınlar çamaşır ve saç yıkama işlerini büyük bir tören havası içerisinde derelerde yapıyorlar. Saçlarını yıkarkende üstlerini çıkarmaktanda hiç çekinmiyorlar. Cadde ve sokaklarda  el ele veya sarılarak yürüyen insan yok.

      Turizme bağlı imitasyon sanayi en önemli geçim kaynaklarından biri.En çok taklit edilen marka “The Nourth Face” sonra da  tüm markalar.  Orjinalini 400 dolara alabileceğiniz bir çantayı burada  imitasyonunu  25 dolara bulabilirsiniz.

    Nepal’in en meşhur yemeği “dal-bat”. Dal yeşil mercimek çorbası bat prinç demek. Büyükçe bir yayvan tabağın içerisine bolca yağsız pirinç pilavı ,küçük bir tasın içerisine yeşil mercimek çorbası, yanınada isterseniz et parçaları,isterseniz ateşte az pişmiş sebze parçaları. Dalbatı elle  mıncıklayarak yemeği çok seviyorlar. Tüm sebzeler çok pişirilmeden servis ediliyor.Genelde acı seviyorlar.  Diğer yemeklerin tümü baharatlı. Kurutulmuş et be balık kullandıklarından baharat bunların tadını bastırıcı bir işlev üstleniyor. Köri  baş baharat olarak tüm yemeklerde işlevsel olarak kullanılıyor. Sanırım burarada turistler açısından en büyük sorun hijyen. Hijyen Nepalde neredeyse imkansız.Yemeklerin yapıldığı her yer kat kat yağ bağlamış bir şekilde .Dağlık alanlarda birde buna kurutulmuş et balık olayını eklerseniz zaman zaman hijyene bağlı bağırsak sorunlarını sıkça yaşayabiliyorsunuz. Mutfak olarak hemen kapılarının önünü kullandıklarından bulaşıklarıda hemen orada yıkıyorlar. Dolayısıyla burada tüm kapılarının önünü nemli yiyecek artıkları alanına çeviriyor. Gerisi tamamen sizin midenizin kaldırabilirliğine kalmış.

    Ve dağlar. Sanırım Nepal deyince en çok yazılması gereken bölüm. Şu ana kadar 5550 metredeki  Kalapatthar tepesine çıkıpta  8848 metrelik Evereste aşık olmayan yoktur. Oraya gitmeden bir dağcının nasıl olupta bu kadar büyük riskleri göze aldığı anlatılamaz. Geçenlerde ölen iki dağcının ardından söylendiği gibi “bazen dağlar çağırır ,gitmek gerek”. Bu karşı konulamaz bir çağrıdır. Özellikle bünyesinde dünyadaki14 adet sekizbinlik dağdan 7 tanesini ve en yükseği Everesti  barındıran Himalaya’lara yolculuk birçok dağcı için bir rüya gibidir. Ben ,bu rüyayı gerçekleştirebilen  ender ve şanslı dağcılardan biriyim sanırım. 

     Sevgili dağcı, gezgin  dostum , Likya’nın dağları ve yayları kitabının yazarı Ömer Faruk Gülşen’in dediği gibi “dağlar şarkı söyleyince bulutlar dans edermiş” . Dünyanın çatısı olan , saygılı insanların  inişler çıkışlar ülkesinde ben şarkımı söyledim bulutlar dansetti ,

Bir cevap yazın