BİR KIŞ MASALI ,BİR KOCA DAĞ

 Erzurum kış gelişim kampı sonuna yaklaştıkça bendeki heyecanda artıyordu.Nepal everest ana kampı ve Annapurna ana kampından sonra ülkemizin en yüksek dağına kış tırmanışı için yapılan seçmelere acaba katılabilecekmiydim? Beklediğim cevap son gün çadırları topladıktan sonra geldi. Bende ağrıya giden milli takımın  içindeydim.

   Etkinliği sabırsızlıkla beklerken büyük gün geldi çattı. Uçakla antalya’dan önce  Erzurum’a uçtum oradan otobüsle doğubeyazıta geçtim. İsfakhan otele girdiğimde tüm grup toplanmıştı. Daha önce git dergisinde.TDF den 10 kişi etkinliğe katılacaktı.

Heyecanlı idim. Ama grubun tecrübeli olması beni acayip rahatlatıyordu. Aklımdaki tek düşünce ise plastik ayakkabı bulamamam olmuştu. O akşam yemek öncesi otelin lobisinde ilk tanışma ve malzeme dağılımı toplantısı oldu.teknik malzemeler kişilere aynı oranda dağıtıldı. Daha sonra akşam yemeği için dışarıya çıktık.Zorlu bir haftanın bizi beklediğini hepimiz tecrübelerimizle biliyorduk. Ağrı şakaya gelmezdi. 3000 metrenin üzerinde her zaman değişen hava koşuları bizi dahada dikkatli olmaya zorluyordu. Akşam otele döndükten sonra son bir kez çanta kontrolü yaptık. Yiyecekler, teknik malzeme, giyecekler. İşte orada bir kez daha evden çıkarken yanına aldığın bazı şeylerden vazgeçebileceğini anlıyorsun. Her bir gramı yeniden hesaplayıp çantana dolduruyorsun. Öncelikle vazgeçilmezlerini ayırıp geri kalanlarde son bir eleme yaptıktan sonra çantanın kapağını gönül rahatlığı ile kapatabiliyorsun. Bende öyle yaptım. Saat 23,30 civarı kafamı yastığa koyduğumda neredeyse herşey tamamdı.

Sabah 05,00 te uyandırıldık.bir saat içerisinde kahvaltı ve son kontrolleri yapıp 06,30da bizi alacak olan minübüsü beklemeye koyulduk. Minibüs tam vaktinde geldi ve faliyet başladı. İlk olarak eli köyü yolu üzerindeki jandarma karakoluna uğrayıp yasal prosedürü tamamladık. Ana yoldan sapıp daha sonra eli köyüne varmadan ağrı dağını muhteşem görüntüsü bizi büyüledi. Tepesindeki hale o kadar güzeldiki fotoğraf makinelerimiz bu fırsatı kaçırmadı. Eli köyüne  kadar araçlarla çıktık. Ahmet Aga’nın evinin üzerinde yol zaten bitiyordu. Hava açık ve güzeldi.

  İlk hedefimiz 3200 kampıydı. 14,30 da bu hedefe varmıştık. Gruptaki moraller yerindeydi. Alanın hafiften düzeltilmesinin ardından çadırlarımızı hızla kurduk. Gruptaki herkes biliyorduki gece amansız soğuk olacaktı. Yemekler yendi çadır sohbetleri yapıldı. Güneşin batması ile birlikte soğukta iyice etkisini göstermeye başlamıştı. Yürürken karda ıslanan ayakkabıların gece buz tutmaması için giyeceklerimle beraber uyku tulumunun içine aldım.gece yi biraz kitap okuduktan sonra bitirdim.bir ara rüzgarın sesine uyandığımda kolumdaki saati dereceyi ölçmek için dışarıya bıraktığımda sanırım saat 03,00 tü.5 dakika sonra saatin ekranında -38.5 beni şaşırmamıştı. Ama fethiye gibi bir yerde yaşayıp sürekli güneş çocuğu olmuş benim gibiler için bu ciddi bir değişimdi.Tekrar uyuduğumda sabah 07 ,00 gibi mustafa abinin sesine uyandım.neşesi yerindeydi. Kafamı dışarıya uzattığımda neşesinin nedenini anlamam uzun sürmedi. Hava yaz gününden kalma bir gündü sanki. Güneş pırıl pırıl ilk ışıklarıyla bizi ısıtıyordu.geceki soğuktan eser kalmamış, altımızda bir bulut denizi üzerinde yüzüyorduk adeta.

3200 kampı ile 4200 kampı arası yaklaşık 6-7 saatlik bir yürüyüş mesafesinde .mevsimin kış olmasından dolayı bu süreyi kestirebilmek zordur. Yolda değişebilecek bir hava koşulları tüm planınızı alt üst edebilir. Bu arada teknik heyet sürekli hava raporlarını alıyor. Son gelen bilgiler havanın o kadar güzel olmasına karşın pek iç açıcı değil.yarın için hava kötü gözüküyor.bu biraz moralleri bozsada o anki pırıl pırıl güneş umudumuzu yeniden yeşertiyor.sıkı bir kahvaltının ardından yeniden yola koyuluyoruz. 3600 civarında verdiğimiz dinlenme molasında hava o kadar ısınıyorki bir ara gruptaki bazı arkadaşlarımız bende dahil içliklerimizi çıkarıp güneşlenmeye başlıyoruz. 500 metre yukarıda bizi bekleyen kar yağışından haberimiz olmadan vucudumuza güneş ve enerji depoluyoruz.Kampta hazırladığımız termoslardan çaylarımızı yudumlarken tam bir grup havası içinde herkes birbirine biskivüt ve çerez ikram ediyor.3. günün sonunda grup artık tam kaynaşmış herkes birbirinin performansını bilir durumdaydı..Daha önce TDF nin düzenlediği 30 ağustos zafer tırmanışını hatırladım. Aynı yollardan kar yok ikende geçmiştim. Şimdi herşey daha değişikti. Kar ağrı dağında oluşan çöpleri örtmüş ilk günkü gibi tertemizdi.4000 metreden itibaren hava çok çabuk olarak kapatıyor.son 100 metreyi kar yağışı altında tamamlıyoruz. Saat 15,15 te 4200 kampına ulaşıyoruz.

Havanın daha da bozacağını düşünerek acil olarak çadırlarımızı kuruyoruz.ruzgar her geçen dakika şiddetini artırıyordu.gece çetin geçecekti. Bu arada kar yağışı kesilmiş rüzgar gittikçe hızını artırmaya devem ediyordu. Öyleki çadırın içinden bağırarak bile yan çadıra sesimizi duyuramıyorduk. Erkenden çadırın içine hapsolunca kitap okumaktan başka seçeneğim kalmamıştı.Saat 6 civarı soslu makarna hazırladık.bir güzel yedikten sonra yine ayakkabılarımı ve dış giysilerimi alarak uyku tulumumun içine girdim.biraz kitap okuduktan sonra teknik heyetten yarın sabah 05,00te zirveye hareket edileceği duyruldu.

Bunun üzerine zirve çantamı hazırlamaya koyuldum.kramponlarımı son bir kez gözden geçirip bivak torbamı özenle çantama yerleştirdim.her ne kadar şu ana kadar sorun çıkarmadıysada ayakkabılarıma plastik ayakkabı kadar güvenmiyordum. Gece rüzgarın sesinden hiç kimse rahat bir uyku çekemdi. Zaten  bilirsiniz yüksek irtifada kişi tilki uykusundadır.beynin bir yarısı uyanık gibidir.birde buna rüzgarın sesi eklenince kaçınılmaz durum gerçekleşiyordu. Gece yine uyanıp derece kontrolü yaptığımda bu sefer durum oldukça ciddiydi. Çünkü derece -46 yı gösteriyordu. Üstelik üç günlük hava raporuda havanın kötü olacağını söylüyordu.kar yağış tamamen kesilmiş dıarıda kuru ayaz kol geziniyordu. Bulabileceği ufacık bir delikten girecek rüzgarın  çadırı patlatmaması için hiç bir neden yoktu.sabah 04,30 da hepimiz uyamış teknik heyetin alacağı kararı bekliyorduk. Rüzgarın sesinden çadırlar arası telefonla anlaşabiliyorduk. Emrah ve Burak belirledikleri gibi buza erken saatte girebilmek

İçin rüzgara rağmen yola çıktılar. Tüm ekip onlara başarı diledikten sonra karanlıkta kafa lambaları kayboluncaya karar onları gözümüzle takip ettik.gece boyunca öküz deresinden düşen çığlar ve taş düşmeleri hala devam ediyordu. 06:00  delice esen rüzgara rağmen  yola çıktık.  4200 kampı sonrası dik olan yamaçtan  kıramponlarımızı takıp yürümeye başladık.Özellikle 4500 metreden sonra  nepalde edindiğim kondisyon kendini  hissettirdi. Yakaladığım yavaş ama sürekli tempom sayesinde çok zorlanmadan ardı ardına dört adet tepeyi geçtim.4500 metrede aşağıdaki 4200 kampındaki çadırlarımız küçücük kalmıştı. 4900 buzul başlangıcına vardığımda saat 11:00’u  gösteriyordu.  Yolda plastik ayakkabı eksikliğini her zaman duydum. Ayak  parmaklarımım donmaması için sürekli hareket ettirdiğim.Buzul başlangıcında mustafa ve korkut hocalar sabit hattı döşeyerek inönü düzlüğüne doğru yol almaya başladılar.ertuğrul abi ise bu tarafta bir süre bekleyerek tüm ekibin sağlık ve moral durumuyla ilgilendi. Gittikçe dahada şiddetlenen rüzgar ayakta durmayı bie zor hale getirirken teknik heyeti bir karar alma zorunluluğun beklediğini hiç birimiz itiraf etmesekte biliyorduk.  Ayak parmaklarım buzul başlangıcında sabit hattın açılması için beklerken donma tehlikesi geçirdi. Durumu  faliyet sorumlusu Ertuğrul Tugay ‘ a bildirdim. Bu arada hızını iyice artıran fırtına grubu dönme kararını aldırdı.dağda dönmesini bilmekte bir erdemdir . Fırtına nedeniyle zirve iptal edildi. Donmak üzere olan ayak parmaklarım nedeniyle Ertuğrul  abiden  izin  alarak sabit hattın yeniden toplanmasını beklemeden hızlı bir şekilde 4200 deki çadır alanına döndüm. 14,30 da çadırıma girdim ve ayak parmaklarıma masaj yaparak  donmaktan son anda kurtardım. Grubumuzdaki engin benimle  aynı şansa sahip değildi.o ayağının baş parmağını dondurmuştu.  Grupta zirve yapamamaktan dolayı moraller biraz bozuk olsada herkes durumu anlayabiliyordu. Bu arada emrah ve burakta kötü hava nedeniye geriye dönmüşlerdi.Gece boyunca etkisin artıran fırtına çadırlarımızı patlatacak kadar zorladıysada bunu başaramadı bir ara kalkıp çadır iplerini kontrol bile ettik. Bu geceki sıcaklık ölçümü benim için bir ilkti saatimin termometresi dışarıyı eksi 52.5 derece olarak gösteriyordu. yarı uyur yarı uyanık bir geceden sonra 08:00 kalktık. Hala devam eden şitdetli fırtına deniyle çadırlarımızı toplamakta bir hayli zorlandıysakta bunu bir birimize yardım ederek başardık.dondurucu soğuk hiç hız kesmeden devam ediyordu. 09:00 eli köyüne hareket ettik.yoğun kar yağışı ve rüzgar inişmizi riskli kısada korkut abinin yanılmayan yön bilgisi bizi sağ salim aşağılara kadar indirdi.mustafa abinin donan bıyıkları ise görülmeye değerdi. Fırtına 2500 metre ya kadar bizi takip etti. Bu metreden sonra ise yavaş yavaş etkisini azalttı.

15:00 da   Eli köyüne varmıştık.. Bizi bekleyen kamyonna binerek yolun bozuk olmasından dolayı aşağıda kalan minübüse hareket ettik. Geriye dönüp baktığımızda ise son derece mahsum görünüşlü ağrı dağı bütün heybeti ile duruyordu.16:30 da doğu beyazıta indiğimizde hepimizin ilk düşündüğü şey sıcak bir duş almaktı.saat  18:00de   değerlendirme toplantısı için tüm grup  bir restauranda buluştu. Beraber yemek yiyip durum değerlendirilmesi yapıldı.

Ertesi gün ise ayrılık günü yada eve dönüş günüydü. İran Demavent dağı tırmanışı için biraz dinlenmeye hepimizin ihtiyacı vardı….

BİR “SUR” RÜYASI

Tarih :  20 -03.2008

Yer :  BABADAĞI / FETHİYE

Rota :  BÜYÜK KUZEY ÇARŞAĞI (Bundan böyle  “sur kulvarı” diye anılacaktır)

Tırmanış Süresi : 5 saat zirve 3 saat geri dönüş toplam 8 saat

Amaç : BÜYÜK KUZEY ÇARŞAĞI İLK KIŞ TIRMANIŞI

Ekip Lideri :  NAİM SUR

Katılanlar NAİM SUR, SEYRAN SUCU, TONY DELMAİSTRO

Malzemeler : baton, tozluk, kazma, krampon, ip, çekiç, sikke ,emniyet kemeri , karabina

Rapor : Uzun zamandan bu yana ne zaman Naim abiyi görsem kafasını evinin tam karşısında duran devasa Babadağı Kuzey Çarşağına takılıp gidelim be gidelim diyordu.  Aslında iki hafta önce gitmeyi planladığımız halde  Tony ‘nin İtalyaya gitmesi ile tırmanışı  erteledik. Tony’nin dönüşüyle birlikte  Cuma günü yola çıkmak üzere sözleştik. Perşembe öğleden sonra Naim abiyle yaptığımız keşif gezisi ile kulvara en iyi nereden ulaşacağımızı belirledik. Marmaristen gelen Tony gece bende kaldı. Cuma sabahı saat 04.00 da uyandık. Hazırlıklarımızı kontrol edip Ovacığa Naim abinin evine hareket ettik. Saat 05 te Naim abinin evinde bizi inanılmaz güzel bir “Nurten Sur geleneksel dağ öncesi kahvaltısı”  bekliyordu. Oda Naim abiyle beraber kalmış ve bize harika bir kahvaltı hazırlamış.  Bu güzel kahvaltı ile keyfometrelerimizi  tavan yaptırıp saat 06.30 da dağa doğru yola çıktık. Saat 07.05 te arabamızı kitlemiş 1100 metreden yola koyulmuştuk. Dik bir çıkış ve yan keserek   dağın ana üst kütlesine ulaştık.  Farklı iki tane çarşak geçip bir geçitten  kulvarın altına ulaştığımızda saatlerimiz 09 u gösteriyordu. Kulvar sert karla dolu olduğu halde naim abi ile bir çığ değerlendirmesi yapıp  kraponlarıımızı giydik.  Önceleri 45 derecelik bir eğimle başlayan kulvar gittikçe daralıp dikleşti.  Arkamızdaki harika manzara ise bize sürekli moral depoladı. Tony sürekli resim çekti.  1700 zirvesinin 50 metre aşağısındaki  kilit noktasına geldiğimizde ise bayaa yorulmuştuk. Naim abinin önerisi ile ikinci bir mola verip sıcak kahvelerimizi yudumladık. Kilide önce ben girdim. Kilidin ortasına geldiğimde ise artık geri dönmek çok tehlikeli bir hal almıştı. O an yanımda beliren “yusuf’a“ aldırmamaya çalışarak frot point krampon tekniği ve kazma yardımıyla dik kulvar tırmanışını tamamladım.Naim abi ve Tony ise diğer bir kilit noktası olan setli bölümü aşmak  için uğraşıyorlardı. Yukarıdan ip atıp pskolojik destek sağladıktan sonra  saat 12 de 1700 paraşüt tepesinin yanındaydık. Birbirimizi kutladık. Sonrada naim abinin yanında getirdiği lavaş,pastırma ve dil fümeyi afiyetle yedik.

Tony nin italyan ekmeklerine elimizi bile sürmedik.

Saatlerimiz 13.15 i gösterdiğinde hayli kolay bir iniş olacagını düşündüğümüz  Babadağ zirve paraşüt yolundan inmeye başladık daha 100 metre bile gitmeden ilk dönemeçte çığa hazır bir kulvar silsilesinin bizi beklediğini gördük.  Kaç tane olduğunu sayamadığım sayısız çığ kulvarlarından gözlem yaparak aralıklarla tek tek geçtik. Çıkarken bu kadar tedirgin ve gergin olmamıştık. Sessiz bir şekilde ilerleyerek mangır gediğine geldik . ondan sonrası rahat bir iniş. Tekrar naim abinin evine geldiğimizde saatlerimiz  16.00 i gösteriyordu.

Bu arada Tony grubun adını “tırmanan pençe “ koydu.

Bu tırmanışın anısına ben artık bu kuvara “sur” kulvarı diyorum. Rüyan ve kulvarın hayırlı olsun abicim. İyiki varsın,iyiki varsınız.

Seyran Sucu

ARNAVUT KALDIRIMLI SOKAKLAR

Oldum olası sevemedim gri blutları.

Ama hemen ardından gelen yağmur

Belkide hayatımdaki en sevdiğim şeylerden biri oldu.

Dışarıda ki yağan yağmur içime yağıyor sanki.

Vuruyorum kendimi eski Fethiye’nin daracık arnavut kaldırımlarına.

Sevgili Işık Taban’ın yazdıgı eskimeyen Fethiye’li  karekterler karşılıyor beni,

Hemen hamamın yanından Hamamcı Mehmetin kahkasını duyuyorum.

Biraz daha yürüyünce daracık kaldırımlardan

Rafet restaurant beliriveriyor aşağıda.

Artezyen Nuri yine Rafet’e takılıyor, yanında Marmarisli Hüseyin.

Döğerli Kara Alinin torunu bütün asaletiyle olup biteni izlemekle yetiniyor.

Paspaturun en güzel köşesinde.

Eee kolaymı koca Meğri’nin ağası olmak.

Yine böyle yağmurlu bir günde gelmiştim Fethiye’ye, ilk kez,

O vakitler çarşı caddesi esnafı dükkanlarını kapatmazdı

Camiye veya gezmeye giderken, koyuverirlerdi kapıya tahtadan bir iskemle,

Akşam oldumu da toplanmazdı eşyalar, üzerlerine yalancıktan bir örtü.

Biz bizeydik o zamanlar. Biz bize.

Türkiyenin bir köşesinde kendini unutturmuş bir kasabaydık.

Az şeyler mi yapmıştı Can Bolat tanıtmak için bu unutulanı.

Zaman geçti değişti herşey, bizde…

Biz  hazırmıydık  bozulmaya yoksa bilemedim.

Yürüdükçe arnavut kaldırımı döşeli daracık sokaklardan yükseliyorum

Bir bir çıkıyor ortaya Meğri’nin süzülüp gelen kültürü.

Sahildeki Sıtkı Koçman’ın maden alanı daha dün oradaymışcasına beliriveriyor

Ne vakit doldurduk o sahili güzelim tiyatro taşlarıyla? Bilemedim, bilemedik.

Hunharca katlettik sahip olduklarımızı

Tıpkı kiliseyi, tıpkı Havrayı, tıpkı Halkevini yok ettiğimiz gibi.

Hiç birimiz sesimizi çıkarmadık,

Belkide çıkaramadık, Saklanmak istedik Meğri’den.

Ne de olsa artık Meğri’li değil Fethiye’liydik.

Ne gariptirki Meğri’li olduğunu kolayca unutuverenler

Yörük olmayı unutamadılar, bu gün hangi yerel gazeteye baksam

Milletvekili adayları bas bas bağırıyor “öncelikle yörüğüm”

Hangisi önemli yörüklüğüde içinde barındıran koca bir kültür birikimi

Meğri’li olmak mı, yok sa sadece yörük olmak mı..

Bi yere ait olalım da gerisinin önemi yok di mi…   

Yağmur yağıyor benim içim ıslanıyor Meğri’nin daracık sokaklarında

Yağmur yağıyor benim içim sıkılıyor Fethiye’nin betonlaşmış sokaklarında.

Yağmur yağıyor ben aşk susadığımı anımsıyorum.

Aksazlar’da olamak istiyorum birdenbire

Pırıl pırıl bir hıdırellez sabahında bütün Fethiye’lilerle beraber.

Ortak mangalların yakıldığı

Ortak sofralara kurulmak istiyorum bağdaş kurarak

Şıkmanla Kocatepenin durduğu halaya el vermek istiyorum

Kimbilir belkide aşkı bulurum bir çam ağacın altında

Oysa bize gelecek güzel olacak demişlerdi hep

Öyleyse neden hep geçmişi özlüyoruz bilemedim… bilemedik.

Seyran Sucu, 28 Mayıs 2011 

AKDAĞ TRANSI FAALİYET RAPORU (18-19-20 NİSAN 2008 )

Etkinliğin Adı                                             : Akdağ Transı

Bölge                                                            : Fethiye

Akdağ Hakkında Genel Bilgi: Fethiye’nin doğusunda bulunan Batı Torosların son uzantısıdır. 3014 m. Uyluk Zirvesi ile Batı Torosların en yüksek ikinci yüksek zirvesidir.

Lider : Seyran Sucu

Düzenleyen :  Türkiye Dağcılık Federasyonu Fethiye İlçe      

                                                                   Temsilciliği

Etkinliğe Katılan Sayısı: 3

Etkinliğe katılanlar: Seyran Sucu , Tony Delmastro, Okşan  Palabıyıkoğlu

Tırmanışı tamamlayan sporcu sayısı : 3

Etkinlikte kullanılan malzemeler: Kamp malzemeleri, Kazma,

Etkinlik Raporu

1.Gün 18 Nisan

10.00 Fethiye’den hareket

10.20 kahvaltı molası

10.50 Gömbeye hareket.Arsa Sütleğen Gömme güzergahı

13.10 Gömmeye varış

13.30 Subaşı Yaylası’na varış

14.50 Subaşı Yaylası’ndan yürüyüşe başlama

16.42 İkizcegöl

17.30 Evkaya Yaylası

19.45 Kuruova’ya geliş ve kamp     

      2.Gün 19 Nisan

      07.00   Kalkış

      08.25   Kamp yerinden zirveye hareket

      12.00   Karçukuru üzeri.Rota bilgilerinin düzenlenmesi ve Fethiye ile iletişim

      13.00   Sırt hattından zirveye hareket

      16.04   Zirve

      16.30   Zirve’den Dikencik Alanına hareket

       21.00  Dikencik Alanı Kamp yerine varış

      3. Gün 20 Nisan

      08.00    Kalkış ve kahvaltı

      09.00    Dikencik Alanı’ndan Arsa Köyü’ne hareket

      11.00    Kızılca Gölcük ‘te  traktörle  buluşma

      12.00    Arsa Köyü’ne varış

      12.30    Fethiye’ye hareket

      14.00    Fethiye’ye varış

Yol Güzergahı                    : Fethiye’den Kemer Döğer Arsa Köyü Sütleğen   Gömme                        güzergahını takiben Subaşı Yaylası na kadar araçla ,Subaşı Yaylası’ndan Arsa Köyü Kızılca Gölcük mevkiine kadar yürüyüş, Kızılca Gölcük’ten Arsa Köyüna kadar traktör, Arsa Fethiye arası araçla geçildi.

Kamp yerleri hakkında ek bilgi : Kış ve yaz dönemlerinde her iki kamp yerinde de su bulunmaktadır. Yaz döneminde Evkaya Yaylasına kadar araçla çıkılabilmektedir. Fethiye yönünden ise araçla Dikencik Alanına kadar araçla gidilebilinir.

Meteorolojik Şartlar :  Hava açık, rüzgarlı, gece -1 derece


Ulaşım ve ödenen ücret: Traktör ve benzin parası toplam 210 YTL

  Faaliyet Hakkında Genel Bilgİ:  Subaşı Yaylası’ndan itibaren sert karda yüründü. Evkaya Yaylası’ndan sonra rota dışına çıkılarak Kuruova’ya inildi.İkinci gün aynı yoldan tekrar dönülerek zirveye sırt hattından ulaşıldı.

AĞRI HİKAYESİ

   Erzurum kış gelişim kampı sonuna yaklaştıkça bendeki heyecanda artıyordu.Nepal everest ana kampı ve Annapurna ana kampından sonra ülkemizin en yüksek dağına kış tırmanışı için yapılan seçmelere acaba katılabilecekmiydim? Beklediğim cevap son gün çadırları topladıktan sonra geldi. Bende ağrıya giden grubun içindeydim.

   18 -22 subat tarihinde yapılacak olan etkinliği sabırsızlıkla beklerken büyük gün geldi çattı. 17 şubatta uçakla antalya’dan önce  erzurum’a uçtum .orada TDF eğitmenlerinden Emrah Özbay, Burak çankaya ve daha önce eğitimlerini tamamlamış olan Nahide akdoğan ile buluşup  ile buluştuktan sonra  otobüsle doğubeyazıta geçtik. İsfakhan otele girdiğimizde tüm grup toplanmıştı. Daha önce git dergisinde Demavent macerasını okuduğum faliyet sorumlusu Ertuğrul tugayla ilk orada tanıştım.TDF den 10 kişi etkinliğe katılacaktı.bunlar şu isimlerden oluşuyordu.Ertuğrul Tugay, Mustafa Kızıltaş, Korkut Güven, Burak Çankaya, Emrah Özbay, Seyran sucu, engin akın, nahide alpdoğan , hüseyin dönmezoğlu,Nurdoğan Aydoğdu. Ayrıca ekibimizde bir bağlantısı olmayan 4 bursalı dağcıda bizimle aynı gün zirveye hareket edeceklerdi.

Heyecanlı idim. Ama grubun tecrübeli olması beni acayip rahatlatıyordu. Aklımdaki tek düşünce ise plastik ayakkabı bulamamam olmuştu. O akşam yemek öncesi otelin lobisinde ilk tanışma ve malzeme dağılımı toplantısı oldu.teknik malzemeler kişilere aynı oranda dağıtıldı. Daha sonra akşam yemeği için dışarıya çıktık.Zorlu bir haftanın bizi beklediğini hepimiz tecrübelerimizle biliyorduk. Ağrı şakaya gelmezdi.3000 metrenin üzerinde her zaman değişen hava koşuları bizi dahada dikkatli olmaya zorluyordu. Akşam otele döndükten sonra son bir kez çanta kontrolü yaptık.yiyecekler,teknik malzeme,giyecekler.işte orada bir kez daha evden çıkarken yanına aldığın bazı şeylerden vazgeçebileceğini anlıyorsun.Her bir gramı yeniden hesaplayıp çantana dolduruyorsun. .Öncelikle vazgeçilmezlerini ayırıp geri kalanlarde son bir eleme yaptıktan sonra çantanın kapağını gönül rahatlığı ile kapatabiliyorsun.bende öyle yaptım. Saat 23,30 civarı kafamı yastığa koyduğumda neredeyse herşey tamamdı.

  Sabah 05 ,00 te uyandırıldık.bir saat içerisinde kahvaltı ve  son kontrolleri yapıp 06,30da bizi alacak olan minübüsü beklemeye koyulduk. Minibüs tam vaktinde geldi ve faliyet başladı.ilk olarak eli köyü yolu üzerindeki jandarma karakoluna uğrayıp yasal prosedürü tamamladık.Ana yoldan sapıp daha sonra eli köyüne varmadan ağrı dağını muhteşem görüntüsü bizi büyüledi.Tepesindeki hale o kadar güzeldiki fotoğraf makinelerimiz bu fırsatı kaçırmadı.Eli köyüne  kadar araçlarla çıktık .Ahmet Aga’nın evinin üzerinde yol zaten bitiyordu.Hava açık ve güzeldi.

İlk hedefimiz 3200 kampıydı. 14,30 da bu hedefe varmıştık. Gruptaki moraller yerindeydi. Alanın hafiften düzeltilmesinin ardından çadırlarımızı hızla kurduk. Gruptaki herkes biliyorduki gece amansız soğuk olacaktı. Yemekler yendi çadır sohbetleri yapıldı. Etkinlik   sorumlusu Ertuğrul tugay ve Etkinlik teknik direktörleri korkut güven ve mustafa kızıltaş ertesi gün için kısa bir bilgilendirme yaptılar.Gün boyu liderliği üstlenen korkut abi iz açtığı hale dimdiri ayakta oluşuyla hepimize moral aşılıyordu.Sakin ve kararlı tavrı tam birkarizmatik  lider yapıyordu onu. Güneşin batması ile birlikte soğukta iyice etkisini göstermeye başlamıştı. Yürürken karda ıslanan ayakkabıların gece buz tutmaması için giyeceklerimle beraber uyku tulumunun içine aldım.gece yi biraz kitap okuduktan sonra bitirdim.bir ara rüzgarın sesine uyandığımda kolumdaki saati dereceyi ölçmek için dışarıya bıraktığımda sanırım saat 03,00 tü.5 dakika sonra saatin ekranında -38.5 beni şaşırmamıştı. Ama fethiye gibi bir yerde yaşayıp sürekli güneş çocuğu olmuş benim gibiler için bu ciddi bir değişimdi.tekrar uyuduğumda sabah 07 ,00 gibi mustafa abinin sesine uyandım.neşesi yerindeydi. Kafamı dışarıya uzattığımda neşesinin nedenini anlamam uzun sürmedi. Hava yaz gününden kalma bir gündü sanki. Güneş pırıl pırıl ilk ışıklarıyla bizi ısıtıyordu.geceki soğuktan eser kalmamış,altımızda bir bulut denizi üzerinde yüzüyorduk adeta.

  3200 kampı ile 4200 kampı arası yaklaşık 6-7 saatlik bir yürüyüş mesafesinde .mevsimin kış olmasından dolayı bu süreyi kestirebilmek zordur. Yolda değişebilecek bir hava koşulları tüm planınızı alt üst edebilir. Bu arada teknik heyet sürekli hava raporlarını alıyor. Son gelen bilgiler havanın o kadar güzel olmasına karşın pek iç açıcı değil.yarın için hava kötü gözüküyor.bu biraz moralleri bozsada o anki pırıl pırıl güneş umudumuzu yeniden yeşertiyor.sıkı bir kahvaltının ardından yeniden yola koyuluyoruz. 3600 civarında verdiğimiz dinlenme molasında hava o kadar ısınıyorki bir ara gruptaki bazı arkadaşlarımız bende dahil içliklerimizi çıkarıp güneşlenmeye başlıyoruz. 500 metre yukarıda bizi bekleyen kar yağışından haberimiz olmadan vucudumuza güneş ve enerji depoluyoruz.Kampta hazırladığımız termoslardan çaylarımızı yudumlarken tam bir grup havası içinde herkes birbirine biskivüt ve çerez ikram ediyor.3. günün sonunda grup artık tam kaynaşmış herkes birbirinin performansını bilir durumdaydı. Korkut abi avcunun içi gibi bildiği rotada önde iz açarak devam ediyordu.Aynı yıl TDF nin düzenlediği 30 ağustos2007 zafer tırmanışını hatırladım. Aynı yollardan kar yokkende geçmiştim. Şimdi herşey daha değişikti. Kar ağrı dağında oluşan çöpleri örtmüş ilk günkü gibi tertemizdi.4000 metreden itibaren hava çok çabuk olarak kapatıyor.son 100 metreyi kar yağışı altında tamamlıyoruz. Saat 15,15 te 4200 kampına ulaşıyoruz.

Havanın daha da bozacağını düşünerek acil olarak çadırlarımızı kuruyoruz.ruzgar her geçen dakika şiddetini artırıyordu.gece çetin geçecekti.Emrah ve Burak sabah bizden ayrılarak öküzderesi buzul rotasını deneyeceklerdi.Öncelikle onlar malzemelerini ayarladılar.bu arada kar yağışı kesilmiş rüzgar gittikçe hızını artırmaya devem ediyordu. Öyleki çadırın içinden bağırarak bile yan çadıra sesimizi duyuramıyorduk. Erkenden çadırın içine hapsolunca kitap okumaktan başka seçeneğim kalmamıştı.saat 6 civarı soslu makarna hazırladık.bir güzel yedikten sonra yine ayakkabılarımı ve dış giysilerimi alarak uyku tulumumun içine girdim.biraz kitap okuduktan sonra teknik heyetten yarın sabah 05,00te zirveye hareket edileceği duyruldu.

Bunun üzerine zirve çantamı hazırlamaya koyuldum.kramponlarımı son bir kez gözden geçirip bivak torbamı özenle çantama yerleştirdim.her ne kadar şu ana kadar sorun çıkarmadıysada ayakkabılarıma plastik ayakkabı kadar güvenmiyordum. Gece rüzgarın sesinden hiç kimse rahat bir uyku çekemdi. Zaten  bilirsiniz yüksek irtifada kişi tilki uykusundadır.beynin bir yarısı uyanık gibidir.birde buna rüzgarın sesi eklenince kaçınılmaz durum gerçekleşiyordu. Gece yine uyanıp derece kontrolü yaptığımda bu sefer durum oldukça ciddiydi. Çünkü derece -46 yı gösteriyordu. Üstelik üç günlük hava raporuda havanın kötü olacağını söylüyordu.kar yağış tamamen kesilmiş dıarıda kuru ayaz kol geziniyordu. Bulabileceği ufacık bir delikten girecek rüzgarın  çadırı patlatmaması için hiç bir neden yoktu.sabah 04,30 da hepimiz uyamış teknik heyetin alacağı kararı bekliyorduk. Rüzgarın sesinden çadırlar arası telefonla anlaşabiliyorduk. Emrah ve Burak belirledikleri gibi buza erken saatte girebilmek

İçin rüzgara rağmen yola çıktılar. Tüm ekip onlara başarı diledikten sonra karanlıkta kafa lambaları kayboluncaya karar onları gözümüzle takip ettik.gece boyunca öküz deresinden düşen çığlar ve taş düşmeleri hala devam ediyordu. 06:00  delice esen rüzgara rağmen  yola çıktık.  4200 kampı sonrası dik olan yamaçtan  kıramponlarımızı takıp yürümeye başladık.Özellikle 4500 metreden sonra  nepalde edindiğim kondisyon kendini  hissettirdi. Yakaladığım yavaş ama sürekli tempom sayesinde çok zorlanmadan ardı ardına dört adet tepeyi geçtim.4500 metrede aşağıdaki 4200 kampındaki çadırlarımız küçücük kalmıştı. 4900 buzul başlangıcına vardığımda saat 11:00’u  gösteriyordu.  Yolda plastik ayakkabı eksikliğini her zaman duydum. Ayak  parmaklarımım donmaması için sürekli hareket ettirdiğim.Buzul başlangıcında mustafa ve korkut hocalar sabit hattı döşeyerek inönü düzlüğüne doğru yol almaya başladılar.ertuğrul abi ise bu tarafta bir süre bekleyerek tüm ekibin sağlık ve moral durumuyla ilgilendi. Gittikçe dahada şiddetlenen rüzgar ayakta durmayı bie zor hale getirirken teknik heyeti bir karar alma zorunluluğun beklediğini hiç birimiz itiraf etmesekte biliyorduk.  Ayak parmaklarım buzul başlangıcında sabit hattın açılması için beklerken donma tehlikesi geçirdi. Durumu  faliyet sorumlusu Ertuğrul Tugay ‘ a bildirdim. Bu arada hızını iyice artıran fırtına grubu dönme kararını aldırdı.dağda dönmesini bilmekte bir erdemdir . Fırtına nedeniyle zirve iptal edildi. Donmak üzere olan ayak parmaklarım nedeniyle Ertuğrul  abiden  izin  alarak sabit hattın yeniden toplanmasını beklemeden hızlı bir şekilde 4200 deki çadır alanına döndüm. 14,30 da çadırıma girdim ve ayak parmaklarıma masaj yaparak  donmaktan son anda kurtardım. Grubumuzdaki engin benimle  aynı şansa sahip değildi.o ayağının baş parmağını dondurmuştu.  Grupta zirve yapamamaktan dolayı moraller biraz bozuk olsada herkes durumu anlayabiliyordu. Bu arada emrah ve burakta kötü hava nedeniye geriye dönmüşlerdi.Gece boyunca etkisin artıran fırtına çadırlarımızı patlatacak kadar zorladıysada bunu başaramadı bir ara kalkıp çadır iplerini kontrol bile ettik. Bu geceki sıcaklık ölçümü benim için bir ilkti saatimin termometresi dışarıyı eksi 50.5 derece olarak gösteriyordu. yarı uyur yarı uyanık bir geceden sonra 08:00 kalktık. Hala devam eden şitdetli fırtına deniyle çadırlarımızı toplamakta bir hayli zorlandıysakta bunu bir birimize yardım ederek başardık.dondurucu soğuk hiç hız kesmeden devam ediyordu. 09:00 eli köyüne hareket ettik.yoğun kar yağışı ve rüzgar inişmizi riskli kısada korkut abinin yanılmayan yön bilgisi bizi sağ salim aşağılara kadar indirdi.mustafa abinin donan bıyıkları ise görülmeye değerdi. Fırtına 2500 metre ya kadar bizi takip etti. Bu metreden sonra ise yavaş yavaş etkisini azalttı.

15:00 da   Eli köyüne varmıştık.. Bizi bekleyen kamyonna binerek yolun bozuk olmasından dolayı aşağıda kalan minübüse hareket ettik. Geriye dönüp baktığımızda ise son derece mahsum görünüşlü ağrı dağı bütün heybeti ile duruyordu.16:30 da doğu beyazıta indiğimizde hepimizin ilk düşündüğü şey sıcak bir duş almaktı.saat  18:00de   değerlendirme toplantısı için tüm grup  bir restauranda buluştu. Beraber yemek yiyip durum değerlendirilmesi yapıldı.

Ertesi gün ise ayrılık günü yada eve dönüş günüydü. Mart ayı içerisinde yapılacak iran demavent dağı tırmanışı için biraz dinlenmeye hepimizin ihtiyacı vardı….

18-22 ŞUBAT 2007 AĞRI DAĞI KIŞ TIRMANIŞI – ETKİNLİK RAPORU

ETKİNLİK                                 = TDF Ağrı dağı kış tırmanışı

ETKİNLİK SORUMLUSU      = Ertuğrul Tugay

ETKİNLİK TEKNİK DİREKTÖRÜ= Korkut güven ,Mustafa Kızıltaş

17/ 02/ 2007

13.00    Erzurumdan Doğubeyazıta hareket

18.00 Doğubeyazıta varış ve isvakhan otele yerleşim.(Otel üçreti kişi başı 20 ytl)

18/ 02/2007

05:00    Kalkış.

05:30    ısfahan otelde toplanma ve ve kahvaltı

06:00     özel tutulan minibüsle saat 6,30 da Eli köyüne   doru yola çıktık. Yolumuzun üzerindeki İlçe Jandarma Komutanlığına uğrayarak yarım saat içinde çıkışımız için yasal proödürü tamamladık ve yola devam ettik. Saat 8 de Eli köyüne ulaştık ve hemen 3200 kampına hareket ettik.

Saat 14:30  3200 kampına vardık. Hava kararmadan  çadır kuracağımız yeri kardan  temizleyip çadırımızı kurduk. Güneş battıktan sonra hava inanılmaz soğudu . gece saat üzerindeki çadır dışı ölçüm -38.5 dereceği göstereiyordu.

19/02 /2007

07:00   . kalktık ve kahvaltımızı yapıp çadırlarımızı topladık

08:30     4200 kampına hareket. Hava oldukça güzel .mola yerlerinde atletimizi bile çıkarıp güneşleniyoruz.

15:15      4200 kampına varış ve çadır kurma . bu arada yarın öyleden sonrası için havanın bozacağını öğreniyoruz. Daha önce 4000 metre de yaşadığım iştahsızlık sorunumu bu sefer iyi aklitimize olmam nedeniyle yaşamadım.zirve için ve soğuk hava nedeniyle erkenden uyuyorum..gece bir ara yine çadır dışı sıcaklık ölçümü    -46 derece .gece boyunca esen sert rüzgar uyumamızı etkiliyor.

20/08 /2006

04:30 kalkış.  Dün ilan edilen yola çıkış saati rüzgar nedeniyle saat 6 ya alınıyor.

06:00  Rüzgara rağmen  yola çıkış. 4200 kampı sonrası dik olan yamaçtan  kıramponlarımızı takıp yürümeye başladık.Özellikle 4500 metreden sonra  nepalde edindiğim kondisyon kendini  hissettirdi. Yakaladığım yavaş ama sürekli tempom sayesinde çok zorlanmadan ardı ardına dört adet tepeyi geçtim. 4900 buzul başlangıcına vardığımda saat 11:00’u  gösteriyordu.  Yolda plastik ayakkabı eksikliğini her zaman duydum. Ayak  parmaklarımım donmaması için sürekli hareket ettirdiğim ayak parmaklarım buzul başlangıcında sabit hattın açılması için beklerken donma tehlikesi geçirdi. Durumu  faliyet sorumlusu Ertuğrul Tugay ‘ a bildirdim. Bu arada hızını iyice artıran fırtına grubu dönme kararını aldırdı. Fırtına nedeniyle zirve iptal edildi. Donmak üzere olan ayak parmaklarım nedeniyle Ertuğrul  Tugaydan izin alarak hızlı bir şekilde 4200 deki çadır alanına döndüm.

14:30 Çadırıma girdim ve ayak parmaklarıma masaj yaparak  donmaktan son anda kurtardım. Gece boyunca etkisin artıran fırtına çadırlarımızı patlatacak kadar zorladıysada bunu başaramadı.

21/ 02 /2007

08:00 Kalkış.  Hala devam eden şitdetli fırtına deniyle çadırlarımızı toplamakta bir hayli zorlandıysakta bunu bir birimize yardım ederek başardık.

09:00 Eli köyüne hareket. Fırtına 2500 metre ya kadar bizi takip etti. Bu metreden sonra ise yavaş yavaş etkisini azalttı.

15:00  Eli köyüne verış. Bizi bekleyen kamyonna binerek aşağıda kalan minübüse hareket.

16:30  Doğubeyazıta varış. Tekrar otele yerleşim..

18:00  Değerlendirme toplantısı için tüm grup  bir restauranda buluştu. Beraber yemek yiyip durum değerlendirilmesi yapıldı.

 21/ 02 /2007

07:30  Kalkış

08:30   Otobüsle erzuruma hareket

14:00   Erzurum havalimanına varış

15:30   Sun Express ile direk Erzurum’dan Antalya’ya uçuş

17:30  Antalya’ya varış

18:00   Fethiye’ye hareket

22;00  Faliyetin başladığı yer olan evime varış.

ETKİNLİGE KATILANLAR=

  1. Ertuğrul Tuğay        TDF yön kur. üyesi
  2. Mustafa Kızıltaş    Eğitmen
  3. Korkut Güven        Eğitmen
  4. Burak çankaya       Eğitmen
  5. Emrah özbay          Eğitmen
  6. Seyran Sucu           DAKAR    
  7. Egin Akın               DAKAR
  8. Nahide  Alpdoğan  İzmir
  9. Hüseyin Dönmezoğlu Eskişehir
  10. Nurdoğan Aydoğdu  Konya
  11. Ve Bursa’dan 4kişi. Bu 4 kişi federasyonla her hangi bir bağlantıları olmayıp bizimle beraber faliyet birleştirilmesi yapılan Korkut Güven’in arkadaşlarıdır.

MEĞRİ’NİN SON ŞOVALYELERİ

   “NASA füze yapmayı bizim mucit Mehmet Kesin’den öğrendi” değince Fatin Ergen,  masadaki Abidin Ay ve ben  etrafa aldırmadan kahkahayı patlatıverdik. Mehmet abi ise gayet sakin bize bakarak, “Aslında bu günkü bilgisayar o gün olsaydı uçururdum ben onu, hem zaten 4-5 metre kalkmıştı , biraz barut biraz çaput sistemi iyi gidiyorduki leğim yerinden patlayınca rahmetli Mehmet Savaş Yergüzle yaralınıvermiştik..” değiverdi mahsumca ve inanarak.

   Masadakiler hala gülerken bense anılarımda 1993 yılına gitmiştim. 1993 ün mart ayında yerel radyo televizyon FRT yayına başlamış, bense bir yandan yayınla uğraşırken bir yandanda Fethiye’yi tanımaya çalışıyordum. O yıllarda tanışmıştık Fatin Ergen’le. Yine o yıllarda öğrendim 1957 depreminin bu şehrin sadece evlerini değil ,yüzyıllarca biriken kent kimliğinide acımadan yıkıp geçtiğini.

  1994 yılında Fatin Ergen’le bir sohbet sırasında adını duymuştum. 1984 ten bu yana devam eden toplantılarını ilk defa o zaman öğrendim, kendi aralarında “menfaatsiz ,çıkarsız  arkadaşlık” diye adlandırıyorlardı. İlk önce gizli bir örgüt gibi gelsede aralarına girince  “menfaatsiz ,çıkarsız  arkadaşlık” üzerine deprem öncesi Fethiye’ye olan özlemi ve anıları diri tutma buluşmaları olduğunu görmem uzun sürmedi.

     Deprem öncesi Fethiye, beni her zaman büyülemiştir zaten. Meğri’nin yaşayan son şovalyeleri karşımda duruyordu. O günkü toplantıya sanırım Marmaris’li Hüseyin İle Rafet Tuna’nın anlattıkları damgasını vurmuştu. İlk defa o toplantıda duymuştum adlarını . kendileri yoktu ama hikayeleri hala anlatılıyordu. Kimler yoktu ki bu geçmişten gelen ve kahkahalarımızla süslediğimiz  hikayelerde;  Artezyen Nuri, Bolero Mustafa, Hamamcı Mehmet, yok yok elbette onları anlatmayacağım bu yazımda. Hamamcı mehmetin tebeşirle niye iki çeltik attığını ise hiç anlatamayacağım. Onları başka bir dost sohbetinde anlatırız inşallah.

   Bayram öncesi Fethiye Ticaret Odası Makri dergisi yayın kurulundan sevgili Uğur Çaçaron arayıp benden Eski Fethiye ile ilgili bir röportaj yazısı istediğinde zevkle hiç üsteletmeden kabul etmiştim. Araya bayram seyran derken bu güne kadar geldik. Üzerimde Pazartesi sendromuyla işe geldiğimde öğleden sonramın en mutlu günüm olacağını bilmiyordum. Fatin Ergen’e telefon edip bu röportajı yapmayı istediğimi söylediğimde sağolsun oda  hiç ikiletmedi. Önce saat on altı gibi buluşmayı kararlaştırsakta daha sonra resimler için saat onbeşte karagözlerde buluşmayı kararlaştırdık. Tam vaktinde kapıdaydım. Fatin Ergen ise her zamanki beyefendiliği ve nezaketiyle karşıladı beni. Ne zaman eski Fethiye’den bahsetsek gözleri ışıl ışıl olur bu adamın, ağzına kelimeler yığılır hangi birisini anlatacağını şaşırdığı hikayelerini bir bir çıkarır sakladığı yüreğinin en derin yerlerinden.

    Evde başladı anlatmaya ilk hikayeyi;  1864’te kaza yapılan Meğri’de ilk belediye örgütü 1874’te kurulmuş ve ilk başkanlığa Rodoslu Hacı Mehmet Ağa getirilmiş. 1900’e doğru Girit ve Trakya’dan gelen Türklerle nüfuslandırılan Meğri’nin adı Belediye Meclisi’nin 1914’te aldığı bir kararla ilk Türk Hava Şehidi Fethi Bey’in adına ithafen Fethiye olarak değiştirilmiştir. 1940 lı yıllara gelindiğinde Fethiye’nin nüfusu henüz üç binler düzeyinde imiş. Herkes biribirini tanıyordu o zamanlar. Doğru dürüst yol yok . Dışarıyla tek düzgün bağlantı deniz yolu. Yok illa karadan İzmir’e gidecem dersen şanslıysan 3 gün sürüyor. O zamanlar Fethiye’ye gelen belli gemiler var. Bunlar Cumhuriyet,Erzurum,Dumlupınar,Tarı, Tıran, Kadeş, Necat. Necat ve Dumlupınar en kötüsü. Tabii bunlarda hava durumuna göre harekeet ediyor. Bazende şimdiki hükümet ve belediyenin olduğu yerde sıtkı koçmanın krom maden toplama işletmesine maden yüklemek için gemiler geliyor. Fethiyenin gençleri geminin etrafında dolanıyor, gemiden atılacak coca-cola şişelerini toplamak için. Sişeler itina ile toplandıktan sonra yarı beline tel sarıp teli ısıtılarak kesilip cam bardak yapılıyor. 2. dünya savaşının yurdumuza açlık ve sefalet getirdiği günler.

    Herkes herkesi biliyor dedik ya herkes kimin aç olup olmadığınıda biliyor ve yardımlaşıyor. Gözleri doluyor Fatin abinin bunları anlatırken . Belliki yeniden yaşıyor o günleri bir dakikasını bile atlamadan. Sonra dostlarla likya otelinde  birlikta çekindiğimiz fotoğraflara bakmaya ve isimleri yazmaya başlıyoruz. Her bir isim bammaşka hatıraları canlandırıyor Fatin abide. Bunu şu anda rahmetli olmuşların isimlerine gelince daha bir hissettiriyor. Sesi boğuklaşıyor, sanki boğazına bir şeyler düğümleniyor.

    Söz dönüp dolaşıp Rodos’a geliyor. “Dünyanın yedi harikasından biriside 32 metre yüksekliğinde, demir ve taşla desteklenmiş bronzdan  Güneş Tanrısı [Helios]’a ithafen yapılan Rodos Heykelidir, Rodoslu’lar ona Kolofoz derler” diyor. Belki bu büyüklüğünü anlatmak için bazı arkadaşlar kendi aralarında birbirlerine Kolofoz demeye başlamış. Hadi gidelim birkaç Kolofoz görelim diyor. Yakomoz cafe’de Abidin Ay ve mehmet Keskin’le buluşuyoruz. İşte o andan itibaren kahkahalar ardı ardına patlamaya başlıyor. Her kahkaha yeni bir anıyı peşinden sürüklüyor. Laf bir ara adadaki rahmetli Melahat teyzeye geldiğinde Abidin abi şu bizim alamancı Melahat’mı diye soruyor

    Abidin abi o yıllarda  şimdiki Akbank’ın yanında bakkal (o zamanların Fethiye’nin hiper marketi Aylar market) dükkanı işletiyor. Dalaman’a kağıt fabrikasını kurmaya Alman mühendisler gelmiş. Dalaman ufacık bir yer. Haftada 2,3 gün Alışveriş için Fethiye’ye geliyorlar, ihtiyaclarını karşılamak için ilk uğradıkları yer Abidin’in bakkal dükkanı. Almanlar köşeden gözükünce Melahat teyze damlıyor dükkana Melahat teyze mühendislere soruyor;“sprechst du deutsch”(almanca konuşabiliyormusunuz). Almanlar cevap veriyor “ya” (evet). Melahat teyze yeniden soruyor “bist do arbeiten dalaman kağıt fabrik”Almanlar cevap veriyor “yaa”  gerisi gelemiyor muhabbetin. Bizim Melahat teyzenin  Almancası o kadar… Ama gösteriyor cümle aleme Alamanca bildiğini. Hey gidi rahmetli Melahat teyze hey.

   Fethiye’de yahudi mezarlığı olduğunu çoğu Fethiyeli bilmez diye söze devam ediyor Fatin abi. “Şimdiki Birinci Karagözlerde Özdemir marketin üstü yahudi mezarlığdı. O vakitler Fethiye dinlerin buluşma yeri gibi. Havra var Fethiye de. Ziya Tombak’ın dükkanının ilerisinde.  Şimdiki yıldız kardeşler mobilyanın olduğu yer ise  kilise, muhteşem ikonları vardı. Birinci cihan harbinde 350 yahudi geliyor kaçarak rodos ve diğer adalardan Fethiye’ye. Çoğu hastalıktan yolda telef olmuş, gelenlerde çok yaşamamış ve hepsini oraya gömmüşler.” Sonrada oralara ev otel yaptık diyor Memmet abi zaman tünelinden gelen buğulu sesiyle . Fethiye’deki büyük değişimi belliki hala özümseyememiş. Üç bin nufuslu kazadan yüz bin nufuslu kazaya.

      Muhabbet ilerliyor kahkahalarımızın ve zaman zaman dalıp gittiğimiz hayallerin peşinde. “Almanya Sansölyesi Mehmet Keskin” değince Abidin abi merakla soruyorum oda nerden çıktı?

     Mehmet abi başlıyor anlatmaya , Fransızlar burada maden çıkardılar ya giderken 15 genci Fethiye’den Fransa’ya eğitim için götürmek istediler. Biz üçümüz hazırlandık. Ama aileleimiz tedirgin. Bir gün annem dediki aç bakayım şu haritayı göster Fransa nerede, Açtım gösterdim.  Bakktı baktı “eh çok uzak değilmiş 20 cm kadar. Kaç günde gidilir bu yirmi santim değince işin rengini anlamış Mehmet abi. Ailerin hiç birisi göndermemiş çocuklarını. Sonra Almanya işçi almaya başlamış.  Mehmet abi mucit marangoz. Sadece marangoz değil elbette. Resimlere baka baka Füze bile yapmayı denemiş. Fethiye büyük depremi yaşamış iş az, Mehmet abi de yazılmış usta olarak Alamanya’ya ve çıkıncada gitmiş. Uzun yıllar kalsada Alamanlarda Fethiye’ye ve arkadaşları ile olan bağını hiç koparmamış. Birde 1964 yılında Rafet Demirel’den yapmayı öğrendiği kanosunu. 1964 yılında Fethiye limanına bir Alman donanması gelir. Donanmadan kano indirirler. Çok ilgisini çeker Rafet Demirel’in ve Mehmet’in bu kanolar. Kendileri yapmaya karar verirler. İlk yaptıkları devrilir tabi. Sonra yeniden yeniden derken iyi bir tane yaparlar sonra ermenilerin şehit ettiği rahmetli Mehmet Savaş Yergüz’le Fethiye’den iskendurun’a kadar gitmek için Ankara Gençlik Spor müdürlüğünden yardım isterler.

Gelen cevapta böyle bir ödeneklerinin olmadığını ancak onlara bir vesika verileceğini bu vesika ile gittikleri yerlerin kaymakamlarından yardım alabileceklerini söyleyen bir yazı gelir. Yergüz ve Mehmet arlarına yediremezler ve vazgeçerler.  

Her bir kelimede farklı bir şive, farklı bir kültür başkalığı yakalıyorum sohbetin koyuluğunda. Kimbilir belkide bu yakaladığım 57 depreminin yok ettiğini sandığım o kültürün birer nadide pazulu gibi geliyor. Zihnimde bu parçaları birlerştirdiğimde Rodos etkisi beliriyor gözlerimin önünde. Abidin abi aklımdan geçenleri okurcasına devam ediyor. Rodos izmirden daha yakın Fethiye’ye, babam rüştüyeyi rodos vilayetinde tamamlamış. Rüştiye dediği ortaokul.

Konu Atatürkün fethiyeye gelişine rastlıyor . Fatin abi yıl farkıyla kaçırmış. Atatürk Fethiye’ye 22.02.1935 günü saat 20.00 sıralarında gelmiş. Fethiye Kaymakamı Nazmi Güven başkanlığında bir heyet “Hoş geldiniz” demek için EGE Gemisine çıkmışlarsa da kendilerini Atatürk değil, Özel Kalem Müdürü Hasan Rıza Soyak kabul etmiştir. Bu ziyaretin geminin Fethiye Limanına gelişinden 1-2 saat sonra olduğu belirtilir. 23. Şubat 1935 günü saat 16:oo’da Ege gemisi demir alıp düdük çalmaya başlayınca halk motorlarla, mavnalarla onu uğurlamışlardır. Atatürk geminin güvertesine çıkarak şapkası ile kendisini uğurlamaya gelenleri selamlamış.

Tam burada 1996 yılında Önce Can Bolat Gürbüz’ün eşi Ayşen Gürbüz’den daha sonra o vakitler adada yaşayan  Melahat teyzeden dinlediğim bir hikaye var. Atatürk Fethiye’ye geldiğinde 21 pare top atışı yapılmış . Yergüzlerden hamile bir bayan bu top atışından birazda korkarak erken doğum yapınca doktor gemiye giden heyetin içinde yer alamaz. Atatürk doktoru göremeyince sorar yoksa doktorunuz yok mu? Bunun üzerine olayı kendisine aktarırlar. Atatürk çok kızar, hiçbir Türk kadın toptan tüfekten korkmaz, olsa olsa doğacak çocuk Ata buradayken göreyim diye erken doğmuştur, onun adını tezcan koyun buyurur. Atatürkün adını koyduğu  Tezcan Yergüz şimdi istanbulda yaşıyor.

Anı denizinde koybolmuşken aklıma Sevgili Işık Taban ablanın yazdığı Fethiye hikayeleri geliyor. Kahramanlarının hepsi paspaturdan fırlayıveren eskimeyen Fethiyeliler. Abidin abinin kahkahası çınlatıyor ortalığı . ben anılar arasında kaybolmuşken onlar daha Türkiyede Turizm bakanlığı yokken Fethiye’de kurdukları turizm derneğine gelmişler.

        Abidin abi Fatin ve Mehmet abiye soruyor“Ne garipti dimi o zamanlar para geçmezdi buralarda.” Diyorlar ve bir yandanda gülüyorlar. Abidin abi sen şunu baştan anlatsana diyorum başlıyor anlatmaya. Yıl 1969.Turizm derneğini kurunca bunlar festival yapıyorlar. Ama baba festivaller. Likya temalı kortejler falan. Dışarıdan katılım çok. Bu arada Fatin abi ulusal basından gazetecileri davet etmiş. Kalacak yer çok az o zamanlar Arı palas ,Çicek palas. Gazeticileri zar zor palaslara yerleştiriyorlar (palas  dediğimiz han veya pansiyon). Diğer gelen misafirlere yer kalmayınca belediye oparlöründen halka anons yapılır ve ev pansiyonculuğu yapmaları önerilir. Eve misafir alanlar almasına alır ama kimse oda parası almaz alamaz konuklardan.  “Biz para alınsın dedik ama herkes misafir memnun etme derdinde” diyor Abidin abi. Misafir alan herkes Abidin’in bakkal dükkanına hücüm  ama yazdırmaca. Kimse müşteriden para almayınca Abidin abi alacağı için biraz daha beklemek zorunda kalır.

Misafir değince Fatin abi başka bir Fethiye anısını anlatıyor yıl 1951. Kızılada İblis burnu 2 mil açığınada El Frans uçağı denize zorunlu iniş yapar. Fener müdürü Durmuş Arıkan (Nuri Arıkanın babası) olayı görür ve eski pancar motorlu teknesiyle Fethiye’ye gelip kaymakam Nusrettin Yılmaz Mete’ye haber verir ve yardım götürür. Kazadan kurtulanlar denizden toplanıp Fethiye’ye getirilir.1950 li yıllarda Fethiye’de iki yer var konaklanacak.  Mehmet Onbaşı palas ve Dutluhan (hancı nadinin oteli) . kazazedeler için halktan giyecek toplanır. Ayakkabı olarakta takunya verilir. Bizim kazazedeler kasabada takunya ile iki gün dolaşırlar. Üçüncü gün kazazedeleri almaya Rodostan (o zamanlar en yakın havalimanı Rodos’ta) bir hucumbot gelir ama kaptan limana gelince Türk bayrağı çekmez. Limana yanaşınca belki Türk bayrağı olmadığı düşünülerek kaptana bir bayrak verilir. Belki kazayla belki bilerek kaptan bayrağı asılması için gemiye fırlatınca bayrak yere düşer ve olan olur o an. Kazazedeleri uğulamak için sahilde  Sıtkı Koçman’ın maden toplama yerinde  toplanmış olan halk galyana gelir ve yere düşen bayrağı protesto etmek için gemiği hazırda olan krom madeni ile taşlamaya başlarlar. Kaptan panik halde kaçarken kasabada olaylar durulmaz ve pretosto gösterileri devam eder. Pretostocuların başında paspaturda kahvesi olan Abbas vardır(Abbasın kör kazı lafıda oradan geldiği söylenir). Halka belediye oparlöründen kazazedeleri verilmeyeceği ilan edilip olay yatıştırılmaya çalışılır. Aynı gece saat üçte limana yanaşan aynı gemi büyük bir hızla yolcuları alır ve uzaklaşır. Gençlerin aklında ise iki gün fethiye sokaklarında dolaşan takunyalı Fransız güzeller kalır.

Mehmet Abidine dönüp “nerede çalardın lagolamayı abidinnn?” diye sorunca eskiden Fethiye de esnaf bandosu olduğunu öğreniyorum. Muhabbet bir ara Kral lakaplı rahmetti Muzaffer Dontlu’ya geldi ve biz artık tam anlamıyla kahkahadan kırıldık. Muzaffer Dontlu ile ilgili anıları başka bir yazıya bırakalım isterseniz.

Gecenin sonlarına doğru başından buyana beklediğim an gelidi ve sorumu sordum üçünede  “eski fethiyenin neyini özlediniz.”Masaya bir hüzün çökvüverdi birden ,gözler uzaklara daldı gitti. İlk sözler Fatin abiden geldi. “Hıdırrellez olurdu Aksazlarda. Bayram tadında geçerdi. Kasaba halkı günlerce hazırlanırdı , düğün yapılacakmışcasına özenle. O zamanlar selaniklilerle ayrım da yoktu. Hep beraber kutlardık. Çetin’le biz ….(çetin Ergen, rahmetli abisi Fatin Ergenin) Sonra sustu fatin abi. Daldı gitti gözünün önüne gelen Çetin’nin hayaliyle birlikte başka bir boyutta yeniden hıdırellezleri yaşadı sanırım

Mehmet abi girdi söze sukunluğunu kapatmak için Fatin abinin. Eskiden sandalye ile kapattığımız dükkanlarımız vardı. Her şey dışarıdaydı. Evlerimizin demir korkulukları yoktu o vakitler. Şimdi bakıyorumda herkes kendi yarattığı hapishanesinde yaşıyor.

Abidin abinin geceği noktalayan sesi duyuldu masada “ Menfaate dayalı ilişkilerimiz yoktu o zaman, fakirdik ama mutluyduk.

Meğrinin son şovalyeriyle yeniden buluşmak üzere ayrılırken bir kez daha üzülüyorum depremin yok ettiklerine, değerlerimize….

Ayaktakiler Kayhan Kaptan, Yaşar Arı, İmer Ağartan, Erol Kıvrak, Sami Gökmen, Marmarisli Hüseyin, Seyran Sucu, Can Bolat Gürbüz, Musa Kantarcı, Şener yorucuoğlu, Abidin Ay, Mehmet Sivri, Veremci Mehmet, Avukat Tarcan Özdel, ……… Gökmen.

Orta sıra Balcı Fehmi, Salih Gülada, İrfan Derici, Mehmet Gülen(Sarı Mehmet), Turgut Erol(Arnavut Turgut), Nihat Nadi Tarhan, Ali Uğur,………….., Rafet Tuna, İbrahim Akgün(Ago İbrahim), Berber Ömer

Oturanlar: Esat İşlek, Kadir Tezel, Adnan Uysal, , Fatin Ergen, İbrahim Samurtaş, Güven Pitpit, Durmuş Besen

ARNAVUT KALDIRIMLI FETHİYE SOKAKLARI

Arnavut kaldırımlı sokaklar

Oldum olası sevemedim gri blutları.

Ama hemen ardından gelen yağmur

Belkide hayatımdaki en sevdiğim şeylerden biri oldu.

Dışarıda ki yağan yağmur içime yağıyor sanki.

Vuruyorum kendimi eski Fethiye’nin daracık arnavut kaldırımlarına.

Sevgili Işık Taban’ın yazdıgı eskimeyen Fethiye’li  karekterler karşılıyor beni,

Hemen hamamın yanından Hamamcı Mehmetin kahkasını duyuyorum.

Biraz daha yürüyünce daracık kaldırımlardan

Rafet restaurant beliriveriyor aşağıda.

Artezyen Nuri yine Rafet’e takılıyor, yanında Marmarisli Hüseyin.

Döğerli Kara Alinin torunu bütün asaletiyle olup biteni izlemekle yetiniyor.

Paspaturun en güzel köşesinde.

Eee kolaymı koca Meğri’nin ağası olmak.

Yine böyle yağmurlu bir günde gelmiştim Fethiye’ye, ilk kez,

O vakitler çarşı caddesi esnafı dükkanlarını kapatmazdı

Camiye veya gezmeye giderken, koyuverirlerdi kapıya tahtadan bir iskemle,

Akşam oldumu da toplanmazdı eşyalar, üzerlerine yalancıktan bir örtü.

Biz bizeydik o zamanlar. Biz bize.

Türkiyenin bir köşesinde kendini unutturmuş bir kasabaydık.

Az şeyler mi yapmıştı Can Bolat tanıtmak için bu unutulanı.

Zaman geçti değişti herşey, bizde…

Biz  hazırmıydık  bozulmaya yoksa bilemedim.

Yürüdükçe arnavut kaldırımı döşeli daracık sokaklardan yükseliyorum

Bir bir çıkıyor ortaya Meğri’nin süzülüp gelen kültürü.

Sahildeki Sıtkı Koçman’ın maden alanı daha dün oradaymışcasına beliriveriyor

Ne vakit doldurduk o sahili güzelim tiyatro taşlarıyla? Bilemedim, bilemedik.

Hunharca katlettik sahip olduklarımızı

Tıpkı kiliseyi, tıpkı Havrayı, tıpkı Halkevini yok ettiğimiz gibi.

Hiç birimiz sesimizi çıkarmadık,

Belkide çıkaramadık, Saklanmak istedik Meğri’den.

Ne de olsa artık Meğri’li değil Fethiye’liydik.

Ne gariptirki Meğri’li olduğunu kolayca unutuverenler

Yörük olmayı unutamadılar, bu gün hangi yerel gazeteye baksam

Milletvekili adayları bas bas bağırıyor “öncelikle yörüğüm”

Hangisi önemli yörüklüğüde içinde barındıran koca bir kültür birikimi

Meğri’li olmak mı, yok sa sadece yörük olmak mı..

Bi yere ait olalım da gerisinin önemi yok di mi…   

Yağmur yağıyor benim içim ıslanıyor Meğri’nin daracık sokaklarında

Yağmur yağıyor benim içim sıkılıyor Fethiye’nin betonlaşmış sokaklarında.

Yağmur yağıyor ben aşk susadığımı anımsıyorum.

Aksazlar’da olamak istiyorum birdenbire

Pırıl pırıl bir hıdırellez sabahında bütün Fethiye’lilerle beraber.

Ortak mangalların yakıldığı

Ortak sofralara kurulmak istiyorum bağdaş kurarak

Şıkmanla Kocatepenin durduğu halaya el vermek istiyorum

Kimbilir belkide aşkı bulurum bir çam ağacın altında

Oysa bize gelecek güzel olacak demişlerdi hep

Öyleyse neden hep geçmişi özlüyoruz bilemedim… bilemedik.

Seyran Sucu  28 mayıs 2011 

İRAN’DA BİR DAĞ : DEMAVENT

Ağrı dağı kış tırmanışından sonra dağılan grubumuz yaklaşık 15 gün sonra yine Ağrı Doğubeyazıt ilçesi İsfakhan otelde buluştuğumuzda tarih 4 mart 2007 yi gösteriyordu. Bu sefer 8 kişiydik. Türkiye Dağcılık Federasyonu adına faliyet sorumlusu Ertuğrul Tugay, teknik sorumlu Mustafa Kızıltaş ve Korkut Güven,TDF eğitmenlerinden Emrah Özbay, Mustafa Özpoyraz, Tuba arız, sporcu Nahide Alpdoğan ve ben Seyran Sucu. Bu benim aynı zamanda Türkiye Dağcılık Federasyonu ile yaptığım ilk yurt dışı faliyet olacaktı. Ağrı kış tırmanışına göre daha rahattık. Grup üyeleri bir birilerini tanıyor, performanslarını biliyordu.17.30 ‘da ilk değerlendirme toplantısını otelimizn lobisinde yaptık. akşam Doğubeyazıt’ın meşhur kebab lokantarından birinde toplandık ve faliyettle ilgili son bilgileri aldık. Bu arada Mutafa ve Ertuğrul abi bizi gürbulak sınırına kadar götürücek minübüsü ayarladılar.otele döndüğümüzde saatlerimiz 23’ü gösteriyodu.

     5 mart günü sabah 06.00 da uyandık. Ancak minübüsün gecikmesinden dolayı yola çıkışımız 09.45 i buldu. Kiraladığımız minibüsle 45 dakika uzağımızda olan Gürbulak sınır kapısına doğru hareket ettik. Buradaki işlemlerimiz yaklaşık olarak 3 saat sürdü. Buradan yürüyerek İran tarafına geçtik. Burada da işlemlerimizi tamamladıktan sonra saat 13.00 te istanbuldan Tahran a giden otobüste kendimize yer bulabildik. İran sınır kapısından yarım saat sonraki  ilk mola yerimiz olan şehri bazaar a kadar otobüsümüz normal bi otobüstü. Moladan sonra ise otobüs yerine bi yarış arabasına bindiğimizi anladığımızda ise inmek için çok geçti.

Gürbulak Tahran arasını 14 saatte uçtuk desem yeridir. Gürbulakta bizimle binen bazı yolcular İle istanbul’dan gelen devam edenler büyük çoğunluklla Azeri Türkleriydi.Hepsi anlaşılır bir Azeri Türkçesiyle konuşuyor, bize bölge hakkında bilgiler veriyordu. İrandada hemen hemen hiç dil sorunu çekmedik desem yeridir. Taksilerin tamamı Azerilerin elinda galiba Tahran’da. Puslu bir İran  sabahında indik Tarhana . Kısa bir pazarlıktan sonra iki tane taksi ayarlayıp Demavent dağı eteğindeki Rehneh köyüne doğru yola çıktık. 3 saatlik yolculuğumuzda bir ara durup bolca meyve aldık. Yol boyunca inanılmaz korunaklı çığ kulvarlarından geçip Reyneh dağ evine vardık. Dağ evinin kapısı açık olduğu için içeri girip dağ evi sorumlusu Rıza’yı telefonla aradık. Rıza öğretmen olduğu için önce kardeşi Hasan geldi. Daha sonrada Rıza geldi. Kendisine Türkiye Dağcılık Federasyonu’ndan geldiğimizi söyleyince “kardeşim Alaattin göndermiş “deyip bize iki kat daha ilgi gösterdi. Faaliyet sorumlumuz Ertuğrul Tugay Rıza’ ya Türkiye’den getirdiği hediye tişörtleri verdi ve Federasyon başkanımız Alaattin Karacanın selamlarını iletti. Dağ evinde yaptığımız kahvaltı öğlen yemeği arasında bir şeyle dağa gitmeye hazır hale geldik. Bu arada Rıza bize yukarıda başka Türklerin de olduğunu söyledi saat 13.05 de Dağ evi sorumlusu Rıza’nın ayarladığı iki adet jiple Demavent dağına doğru yola çıktık. Bizi esas bekleyen süpriz ise kısa süren olculuğumuz oldu. 12 dakikalık bir yolculuktan sonra kara saplanan Jipimizden inip yürüyüş hazırlığına başladık. Yaklaşık olarak 2400 metre civarından tırmanışımız başlamış oldu saat13.30 da Yürüyüşe başladık. 15 dakika yolu takip ettikten sonra toprak rotamıza girdik. Ekip lideri olarak Korkut Güven önde yürüdü. İlk başladığımızdaki az kar yerini yavaş yavaş batak kara bıraktı. Tırmanışımıza başlamamızdan bir saat sonra kar yağışı başladı. İkinci şalter (mescit) e kadar iki saat yoğun kar yağışı altında yürüyüşümüze devam ettik.  16.50 3100 metre yükseklikteki mescit (ikinci şalter) dağ evine geldik. Burada bizden başka kimse yoktu. Küçük düzenlemeler yaptık. Özellikle yaptığımız seyyar tuvalet arkadaşlar arasında büyük beğeni topladı. Grup sorumlumuz Ertuğrul Tugay’ ın Türkiye Meteoroloji Kurumu’nda çalışan arkadaşı Tufan’dan dağın hava durumunu ile ilgili bilgi istedik. Biraz sonra Tufan bize hayati önemdeki bilgileri telefon mesajıyla gönderdi. 7 Mart kar yoğun yağışlı 8 Mart açık, 9 Mart batı yönünden rüzgârlı, 10–11 Mart yine yoğun kar yağışlı. Ertuğrul Tugay, Korkut Güven ve Mustafa Kızıltaş’tan oluşan teknik heyet durum değerlendirmesi yaptı. Yoğun kar yağışının devam edebileceği 7 Mart gününü de 3100 metredeki ikici şalterde bekleyerek geçirme kararı sabahki son bir kez gözlenecek havaya bırakıldı. Akşam yemeğinden sonra Mustafa Özpoyraz’ın ikram ettiği meyveleri büyük bir zevkle yedik. 

07 Mart 2007 günü saat 05.00 Yolumuza devam edebilmek için kalktık. Hava şartları aynı Tufan’nın bize söylediği gibiydi. Yoğun kar yağışı görüş mesafesini beş metrenin altına düşürmüştü. Kahvaltımızı yapıp bir müddet daha yola çıkacakmış gibi bekledik. İlerleyen saatler havayı düzeltmediği gibi daha da kötüleştirdi. Bu gün burada kalma kararının alınmasının ardından daha konforlu bir geceleme için yeni bir düzenleme yapıldı. Gece içeriye kar giren bölümler onarılıp uyuma yerleri düzenlendi.08 Mart 2007 günü saat 05.00’de  kalktığımızda bizi pırıl pırıl bir hava bekliyordu. Dağın tamamını ilk kez bu sabah gördük. Kahvaltının ardından son hazırlıklarımızı yapıp yola çıktık. Güneş tırmanış boyunca bizi adeta yakıyordu. 7 saatte çoğunlukla batak karda iz açan Korkut Güvenin izinden 4130 metredeki üçüncü şaltere vardık. Gruptaki herkesin sağlık ve moral durumu çok iyiydi. 15.00 3. şalterde bizi Bursa’dan gelmiş grubun üç üyesi ve bir İran vatandaşı olan Rızai karşıladı. Boş olan ranzalara yerleştik. Akşam yemeği için hazırlık yaparken Bursa grubunun zirveye giden diğer ekibi de geldi. Onlar çok geç saatte zirve için hareket ettiklerinden dolayı 4750 metreden geri dönmüşler. Biz bu arada fotoğraf çekip sohbet ettik.
19.30 Faaliyet sorumlusu Ertuğrul Tugay başkanlığında zirve toplantısı başladı. Yeniden Türkiye Meteoroloji Kurumu’ndaki Tufan’dan son hava durumunu aldık. Hava gün boyu 30–40 deniz mili batıdan rüzgârlı öğlen saatlerinde zirvede fırtına şeklinde olacaktı. Son değerlendirmeler ve uyarılar yapıldıktan sonra erkenden yatıldı. 04.00 Zirve tırmanışı için erkenden kalktık. Dışarıdaki rüzgâr çok fazlaydı. Rüzgârın biraz hafiflemesi amacıyla kahvaltılarımızı ve son hazırlıklarımızı yapıp günün ışımasını bekledik.Saat 06.15 tırmanış gurubunda bulunan sekiz kişi zirve için hareket ettik. Batı yönünden esen sert rüzgâr tırmanışımızı yavaşlatsa da, devam ettik.
4350 metrede Tuğba Araz sağlık sorunu nedeniyle geri döndü.
09.45 te  4850 metreden Mustafa Özpoyraz ve ben (Seyran Sucu) Ayaklarımızın çok üşümesinden dolayı geri döndük. Grupta tek plastik ayakkabıya sahip olmayan ben çok iyi olan performansıma rağmen ayaklarımı riske etmemek için geri dönüş kararı aldım. Mustafa Özpoyraz’da aynı nedenle geri döndü. 5000 metre civarında Nahide Alpdoğan grubun daha hızlı hareket edebilmesi için geri döndürüldü. Tek başına onu aşağıya göndermek istemeyen Emrah Özbay’da onunla beraber dönüş kararı aldı.
Böylece geriye kalan Ertuğrul Tugay, Korkut Güven, Mustafa Kızıltaş zirveye doğru tırmanışlarını devam ettirdi.14,20 Şiddetli rüzgâr altında zirveye varıldı.14.30 TDF logosuyla çekilen fotoğrafın ardından geri dönüş başladı.3. şalterde kalan bizler zirveye giden ekibi sabırsızlıkla bekliyorduk.hava yavaş yavaş kararırken ekipteki heyecanı artırıyor hızlanan fırtına ise umutlarımızı köreltiyordu. Gözlerimiz sürekli olarak 5000 metre sırtındaydı. Tam umutsuzluğa düştüğümüz anda sırta karaltılar göründü .sevinçten birbirimize sarıldık. Yarım saat sonra ise yorgunluktan bitap düşmüş zirve grubu kampa inmişti.Onlara hazırladığımız sıcak içecekleri ikram ettik.

Ertesi günü saat 06.30 da  kalktık. Kahvaltı ve iniş için hazırlı evresinden sonra
09.45’de  3.şalter (dağ evi) den ayrıldık.. Yoğun kar yağışı ve sis altında aşağıya doğru inmeye çalışıyoruz.. Zaman zaman GPS den koordinatları kontrol etsekte Demavent Dağı ve yön bulma konusunda gerçekten bir profesyonel olan Korkut Güven sayesinde güvenli bir şekilde 3100 2. şaltere ulaştık.
12.00  2. şaltere bıraktığımız eşyamızı ve çöpümüzü almak için uğradık.. Uğramışken biraz dinlenip sıcak sıvı aldıktan sonra  Reyneh köyüne doğru tekrar yola çıktık. Zaman zaman kar yağışı devam etti. Araçların bizi bıraktığı yerde çok fazla kar vardı ve mecburen köye kadar yürüdük.
Tekrar başladığımız noktaya geri dönmüştük. Dağ evi sorumlusu Rıza dağ evinin kaloriferlerini yakmış bizi bekliyordu. Kısa bir dinlenmeden sonra Reyneh kasabasına 4 km uzaklıktaki kükürt kaplıcalarına doğru yola çıktık. Oraya vardığımızda ise çok pis olduğundan dolayı hamama gitmeye karar verip tekrar Reyneh e döndük. Hamam sefasının ardından sıcacık dağ evine dönüp bir tencere aşerdiğimiz kıymalı yumurtayı yapıp afiyetle yedik ve dinlenmeye çekildik.

11 Mart 2007 06.00 Tahran’a gitmek için erken kalktık. Dağ evi konaklama ücretini ödedik ve Rızadan büyük boy Demavent dağının resimlerini aldık. Rıza ve kardeşi Hasan’la vedalaşıp Rıza’nın bulduğu iki taksi ile Tahran’a doğru yola çıktık.
 Yolda bir ara lastiğimiz patlasa da yaklaşık üç saat içinde yeniden Tahran’a ulaştık. Rızanın Önerisine uyup geldiğimiz Otel çok fazla ücret isteğince Ertuğrul Tugay ve ben hem uçak fiyatı sormak hem de Gürbulak sınır kapısına kadar bir minibüs bulabilmek amacıyla gruptan ayrıldık. Uçak çok pahalı olduğu için saat 5 de buluşmak üzere minibüs ayarladık. Ama minibüs gelmeyince mecburen o gece Tahran’da kalmaya karar verdik. Geceyi kişi başı 14 dolara Asya Otelde geçirdik.o gün biraz sıkıntılı geçti. Grup bir yere hareket edememiş gün boyu her an hareket edilebileciği olgusuyla beklemişti.eşyaları otele koyduktan sonra biraz alışveriş yaptık.ertwsi günü Korkut Güven, Mustafa Kızıltaş, Tuba Aras, Emrah Özbay, Mustafa Özpoyraz, Nahide Alpdoğan’dan oluşan 6 kişi otobüsle Türkiye’ye dönmek için otelden ayrıldılar.az sonrada  Ertuğrul Tugay ve ben uçakla Türkiye’ye dönmek için otelden ayrıldık.büyük humeyni havalimanından  3 saatlik bir uçuşun ardından İzmir’e döndük. Ertuğrul abiyle  Doğubeyazıtta keşişen yollarımız izmir’de ayrıldı. Ben izmirden dalaman’a uçtum ,oradanda Fethiye. Bir faliyet daha sona ermişti. Hani dağcılıkta kesin bir kural vardır.” Faliyet şehirde başlar yine şehirde biter.” 

BİR KIŞ MASALI AĞRI,

   Erzurum kış gelişim kampı sonuna yaklaştıkça bendeki heyecanda artıyordu.Nepal everest ana kampı ve Annapurna ana kampından sonra ülkemizin en yüksek dağına kış tırmanışı için yapılan seçmelere acaba katılabilecekmiydim? Beklediğim cevap son gün çadırları topladıktan sonra geldi. Bende ağrıya giden grubun içindeydim.

   18 -22 subat tarihinde yapılacak olan etkinliği sabırsızlıkla beklerken büyük gün geldi çattı. 17 şubatta uçakla antalya’dan önce  erzurum’a uçtum .orada TDF eğitmenlerinden Emrah Özbay, Burak çankaya ve daha önce eğitimlerini tamamlamış olan Nahide akdoğan ile buluşup  ile buluştuktan sonra  otobüsle doğubeyazıta geçtik. İsfakhan otele girdiğimizde tüm grup toplanmıştı. Daha önce git dergisinde Demavent macerasını okuduğum faliyet sorumlusu Ertuğrul tugayla ilk orada tanıştım.TDF den 10 kişi etkinliğe katılacaktı.bunlar şu isimlerden oluşuyordu.Ertuğrul Tugay, Mustafa Kızıltaş, Korkut Güven, Burak Çankaya, Emrah Özbay, Seyran sucu, engin akın, nahide alpdoğan , hüseyin dönmezoğlu,Nurdoğan Aydoğdu. Ayrıca ekibimizde bir bağlantısı olmayan 4 bursalı dağcıda bizimle aynı gün zirveye hareket edeceklerdi.

Heyecanlı idim. Ama grubun tecrübeli olması beni acayip rahatlatıyordu. Aklımdaki tek düşünce ise plastik ayakkabı bulamamam olmuştu. O akşam yemek öncesi otelin lobisinde ilk tanışma ve malzeme dağılımı toplantısı oldu.teknik malzemeler kişilere aynı oranda dağıtıldı. Daha sonra akşam yemeği için dışarıya çıktık.Zorlu bir haftanın bizi beklediğini hepimiz tecrübelerimizle biliyorduk. Ağrı şakaya gelmezdi.3000 metrenin üzerinde her zaman değişen hava koşuları bizi dahada dikkatli olmaya zorluyordu. Akşam otele döndükten sonra son bir kez çanta kontrolü yaptık.yiyecekler,teknik malzeme,giyecekler.işte orada bir kez daha evden çıkarken yanına aldığın bazı şeylerden vazgeçebileceğini anlıyorsun.Her bir gramı yeniden hesaplayıp çantana dolduruyorsun. .Öncelikle vazgeçilmezlerini ayırıp geri kalanlarde son bir eleme yaptıktan sonra çantanın kapağını gönül rahatlığı ile kapatabiliyorsun.bende öyle yaptım. Saat 23,30 civarı kafamı yastığa koyduğumda neredeyse herşey tamamdı.

  Sabah 05 ,00 te uyandırıldık.bir saat içerisinde kahvaltı ve  son kontrolleri yapıp 06,30da bizi alacak olan minübüsü beklemeye koyulduk. Minibüs tam vaktinde geldi ve faliyet başladı.ilk olarak eli köyü yolu üzerindeki jandarma karakoluna uğrayıp yasal prosedürü tamamladık.Ana yoldan sapıp daha sonra eli köyüne varmadan ağrı dağını muhteşem görüntüsü bizi büyüledi.Tepesindeki hale o kadar güzeldiki fotoğraf makinelerimiz bu fırsatı kaçırmadı.Eli köyüne  kadar araçlarla çıktık .Ahmet Aga’nın evinin üzerinde yol zaten bitiyordu.Hava açık ve güzeldi.

İlk hedefimiz 3200 kampıydı. 14,30 da bu hedefe varmıştık. Gruptaki moraller yerindeydi. Alanın hafiften düzeltilmesinin ardından çadırlarımızı hızla kurduk. Gruptaki herkes biliyorduki gece amansız soğuk olacaktı. Yemekler yendi çadır sohbetleri yapıldı. Etkinlik   sorumlusu Ertuğrul tugay ve Etkinlik teknik direktörleri korkut güven ve mustafa kızıltaş ertesi gün için kısa bir bilgilendirme yaptılar.Gün boyu liderliği üstlenen korkut abi iz açtığı hale dimdiri ayakta oluşuyla hepimize moral aşılıyordu.Sakin ve kararlı tavrı tam birkarizmatik  lider yapıyordu onu. Güneşin batması ile birlikte soğukta iyice etkisini göstermeye başlamıştı. Yürürken karda ıslanan ayakkabıların gece buz tutmaması için giyeceklerimle beraber uyku tulumunun içine aldım.gece yi biraz kitap okuduktan sonra bitirdim.bir ara rüzgarın sesine uyandığımda kolumdaki saati dereceyi ölçmek için dışarıya bıraktığımda sanırım saat 03,00 tü.5 dakika sonra saatin ekranında -38.5 beni şaşırmamıştı. Ama fethiye gibi bir yerde yaşayıp sürekli güneş çocuğu olmuş benim gibiler için bu ciddi bir değişimdi.tekrar uyuduğumda sabah 07 ,00 gibi mustafa abinin sesine uyandım.neşesi yerindeydi. Kafamı dışarıya uzattığımda neşesinin nedenini anlamam uzun sürmedi. Hava yaz gününden kalma bir gündü sanki. Güneş pırıl pırıl ilk ışıklarıyla bizi ısıtıyordu.geceki soğuktan eser kalmamış,altımızda bir bulut denizi üzerinde yüzüyorduk adeta.

  3200 kampı ile 4200 kampı arası yaklaşık 6-7 saatlik bir yürüyüş mesafesinde .mevsimin kış olmasından dolayı bu süreyi kestirebilmek zordur. Yolda değişebilecek bir hava koşulları tüm planınızı alt üst edebilir. Bu arada teknik heyet sürekli hava raporlarını alıyor. Son gelen bilgiler havanın o kadar güzel olmasına karşın pek iç açıcı değil.yarın için hava kötü gözüküyor.bu biraz moralleri bozsada o anki pırıl pırıl güneş umudumuzu yeniden yeşertiyor.sıkı bir kahvaltının ardından yeniden yola koyuluyoruz. 3600 civarında verdiğimiz dinlenme molasında hava o kadar ısınıyorki bir ara gruptaki bazı arkadaşlarımız bende dahil içliklerimizi çıkarıp güneşlenmeye başlıyoruz. 500 metre yukarıda bizi bekleyen kar yağışından haberimiz olmadan vucudumuza güneş ve enerji depoluyoruz.Kampta hazırladığımız termoslardan çaylarımızı yudumlarken tam bir grup havası içinde herkes birbirine biskivüt ve çerez ikram ediyor.3. günün sonunda grup artık tam kaynaşmış herkes birbirinin performansını bilir durumdaydı. Korkut abi avcunun içi gibi bildiği rotada önde iz açarak devam ediyordu.Aynı yıl TDF nin düzenlediği 30 ağustos2007 zafer tırmanışını hatırladım. Aynı yollardan kar yokkende geçmiştim. Şimdi herşey daha değişikti. Kar ağrı dağında oluşan çöpleri örtmüş ilk günkü gibi tertemizdi.4000 metreden itibaren hava çok çabuk olarak kapatıyor.son 100 metreyi kar yağışı altında tamamlıyoruz. Saat 15,15 te 4200 kampına ulaşıyoruz.

Havanın daha da bozacağını düşünerek acil olarak çadırlarımızı kuruyoruz.ruzgar her geçen dakika şiddetini artırıyordu.gece çetin geçecekti.Emrah ve Burak sabah bizden ayrılarak öküzderesi buzul rotasını deneyeceklerdi.Öncelikle onlar malzemelerini ayarladılar.bu arada kar yağışı kesilmiş rüzgar gittikçe hızını artırmaya devem ediyordu. Öyleki çadırın içinden bağırarak bile yan çadıra sesimizi duyuramıyorduk. Erkenden çadırın içine hapsolunca kitap okumaktan başka seçeneğim kalmamıştı.saat 6 civarı soslu makarna hazırladık.bir güzel yedikten sonra yine ayakkabılarımı ve dış giysilerimi alarak uyku tulumumun içine girdim.biraz kitap okuduktan sonra teknik heyetten yarın sabah 05,00te zirveye hareket edileceği duyruldu.

Bunun üzerine zirve çantamı hazırlamaya koyuldum.kramponlarımı son bir kez gözden geçirip bivak torbamı özenle çantama yerleştirdim.her ne kadar şu ana kadar sorun çıkarmadıysada ayakkabılarıma plastik ayakkabı kadar güvenmiyordum. Gece rüzgarın sesinden hiç kimse rahat bir uyku çekemdi. Zaten  bilirsiniz yüksek irtifada kişi tilki uykusundadır.beynin bir yarısı uyanık gibidir.birde buna rüzgarın sesi eklenince kaçınılmaz durum gerçekleşiyordu. Gece yine uyanıp derece kontrolü yaptığımda bu sefer durum oldukça ciddiydi. Çünkü derece -46 yı gösteriyordu. Üstelik üç günlük hava raporuda havanın kötü olacağını söylüyordu.kar yağış tamamen kesilmiş dıarıda kuru ayaz kol geziniyordu. Bulabileceği ufacık bir delikten girecek rüzgarın  çadırı patlatmaması için hiç bir neden yoktu.sabah 04,30 da hepimiz uyamış teknik heyetin alacağı kararı bekliyorduk. Rüzgarın sesinden çadırlar arası telefonla anlaşabiliyorduk. Emrah ve Burak belirledikleri gibi buza erken saatte girebilmek

İçin rüzgara rağmen yola çıktılar. Tüm ekip onlara başarı diledikten sonra karanlıkta kafa lambaları kayboluncaya karar onları gözümüzle takip ettik.gece boyunca öküz deresinden düşen çığlar ve taş düşmeleri hala devam ediyordu. 06:00  delice esen rüzgara rağmen  yola çıktık.  4200 kampı sonrası dik olan yamaçtan  kıramponlarımızı takıp yürümeye başladık.Özellikle 4500 metreden sonra  nepalde edindiğim kondisyon kendini  hissettirdi. Yakaladığım yavaş ama sürekli tempom sayesinde çok zorlanmadan ardı ardına dört adet tepeyi geçtim.4500 metrede aşağıdaki 4200 kampındaki çadırlarımız küçücük kalmıştı. 4900 buzul başlangıcına vardığımda saat 11:00’u  gösteriyordu.  Yolda plastik ayakkabı eksikliğini her zaman duydum. Ayak  parmaklarımım donmaması için sürekli hareket ettirdiğim.Buzul başlangıcında mustafa ve korkut hocalar sabit hattı döşeyerek inönü düzlüğüne doğru yol almaya başladılar.ertuğrul abi ise bu tarafta bir süre bekleyerek tüm ekibin sağlık ve moral durumuyla ilgilendi. Gittikçe dahada şiddetlenen rüzgar ayakta durmayı bie zor hale getirirken teknik heyeti bir karar alma zorunluluğun beklediğini hiç birimiz itiraf etmesekte biliyorduk.  Ayak parmaklarım buzul başlangıcında sabit hattın açılması için beklerken donma tehlikesi geçirdi. Durumu  faliyet sorumlusu Ertuğrul Tugay ‘ a bildirdim. Bu arada hızını iyice artıran fırtına grubu dönme kararını aldırdı.dağda dönmesini bilmekte bir erdemdir . Fırtına nedeniyle zirve iptal edildi. Donmak üzere olan ayak parmaklarım nedeniyle Ertuğrul  abiden  izin  alarak sabit hattın yeniden toplanmasını beklemeden hızlı bir şekilde 4200 deki çadır alanına döndüm. 14,30 da çadırıma girdim ve ayak parmaklarıma masaj yaparak  donmaktan son anda kurtardım. Grubumuzdaki engin benimle  aynı şansa sahip değildi.o ayağının baş parmağını dondurmuştu.  Grupta zirve yapamamaktan dolayı moraller biraz bozuk olsada herkes durumu anlayabiliyordu. Bu arada emrah ve burakta kötü hava nedeniye geriye dönmüşlerdi.Gece boyunca etkisin artıran fırtına çadırlarımızı patlatacak kadar zorladıysada bunu başaramadı bir ara kalkıp çadır iplerini kontrol bile ettik. Bu geceki sıcaklık ölçümü benim için bir ilkti saatimin termometresi dışarıyı eksi 50.5 derece olarak gösteriyordu. yarı uyur yarı uyanık bir geceden sonra 08:00 kalktık. Hala devam eden şitdetli fırtına deniyle çadırlarımızı toplamakta bir hayli zorlandıysakta bunu bir birimize yardım ederek başardık.dondurucu soğuk hiç hız kesmeden devam ediyordu. 09:00 eli köyüne hareket ettik.yoğun kar yağışı ve rüzgar inişmizi riskli kısada korkut abinin yanılmayan yön bilgisi bizi sağ salim aşağılara kadar indirdi.mustafa abinin donan bıyıkları ise görülmeye değerdi. Fırtına 2500 metre ya kadar bizi takip etti. Bu metreden sonra ise yavaş yavaş etkisini azalttı.

15:00 da   Eli köyüne varmıştık.. Bizi bekleyen kamyonna binerek yolun bozuk olmasından dolayı aşağıda kalan minübüse hareket ettik. Geriye dönüp baktığımızda ise son derece mahsum görünüşlü ağrı dağı bütün heybeti ile duruyordu.16:30 da doğu beyazıta indiğimizde hepimizin ilk düşündüğü şey sıcak bir duş almaktı.saat  18:00de   değerlendirme toplantısı için tüm grup  bir restauranda buluştu. Beraber yemek yiyip durum değerlendirilmesi yapıldı.

Ertesi gün ise ayrılık günü yada eve dönüş günüydü. Mart ayı içerisinde yapılacak iran demavent dağı tırmanışı için biraz dinlenmeye hepimizin ihtiyacı vardı….