BİSİKLETLE LİKYA YOLU / PEDALLA IŞIK ÜLKESİ

1. sayfa

   Ne zamandır doğumu bekleyen bir rüyaydı bu proje benim için. Geçen yıl Nepal`e gidip everest ve anapurna ana kamplarına faliyet mi, yoksa bisikletle Likya Yolunu geçmek mi diye ikilemde kaldıktan sonra Nepal e gitmeye karar vermiştim. Orada bile Ana kampa pedal basarak gidilebilirmi diye düşünmeden edememiştim.

Hava durumundan dolayı Mart ayı  Likya projesi için en uygun zamandı. Ama hep Fethiye’den başlamak vardı planlarımda. Ama birden bire   Mart ayında Fethiye’den Dağcılık Topluluğu olarak düzenlediğimiz Antalya Kızlar Sivrisi tırmanışının ardından bu projeye Antalya’dan başlamak daha cazip hale gelmişti..

  5 Mart günü tırmanış için son hazırlıkları yaparken Fethiye Tema gönüllüsü Okyay Tirli ve eşiyle karşılaştık. Bir süre Fethiye Üzümlüde yapılacak çimento fabrikasını durdurmak için neler yapabileceğimizi konuştuktan (ki sonradan Üzümlü Kuzu Göbeği Mantar Festivali olarak düzenledik) sonra onlara Likya yürüyüş yolunu bisikletle geçme gibi bir planım olduğundan bahsettim. Hemen ardından Okyay bey gerekli yerlerle görüşerek bu programı Tema Vakfı manevi sponsorluğunda yapmamı önerdi.

Düşünmeye bile gerek görmeden kabul ettim. Küresel ısınmanın böylesine önemli olduğu bir gündemde insanların dikkatini bisiklete çekmek için bundan daha iyi bir fırsat olamazdı. Üstelik bu öylesine bir yoldu ki zaman zaman değil bisikleti yanınızda sürmek , omuzunuzda taşımanız gerekiyordu. Böylesi bir ortamda bile bisiklet temasını kullanabiliyorsak yaşadığımız şehirde hayli hayli kullanabilirdik.

 Uzun süredir bu projemden haberi olan  Likya 2 teker ‘in sahibi  Aykurt ile de son çalışmalarımızı tamamladık. Aykurt  sponsor olarak ciddi desteğini hiç bir zaman esirgemedi. Bunun yanı sıra diğer sponsor  kuruluşlarda vardı.Daha önce Likya Yolu bilgilendirme tabelalarını organize ettiğimiz ve üyesi olduğum Ölüdeniz Rotary Kulübü üyeleri ve dönem başkanlığı döneminde çalışma arkadaşım sevgili Dr. Yılmaz Diri , Nil Ajans , her türlü lojistik desteği veren abim Naim Sur ve dostum Orhan Çelen.

Faaliyet öncesi Kızlar Sivrisi tırmanışı için Fethiye Dağcılık Topluluğu ile birlikte 8 Mart ta Antalya ya doğru yola çıktık. 8-9 Mart tırmanışla geçirdikten sonra 9 Mart akşamı Fethiye Dağcılık Topluluğu Fethiye’ye  bense bisiklet macerama başlamak için Ömer Faruk Gülşen hocanın arabasıyla Antalya’ya doğru yola çıktım. O geceyi Antalya,da ablamın yanında geçirdikten sonra eniştem Mevlüt Yılmaz’ın arabasıyla 9.30 da Antalya,dan Likya Yolu başlangıç noktası olan Hisar Çandır’a doğru yola çıktık. Antalya,dan itibaren sürekli çıkarak ilerledik.900 metreye geldiğimizde Hisar Çandır’ a  gelmiştik.

2. sayfa

10 MART (1.gün)

 Hisarçandır’da caminin hemen yanından sola dönünce 100 metre ileride Likya yolunun başlangıç tabelasını görebilirsiniz. Burada fotoğraf çektirdikten sonra beni buraya bırakan eniştemle vedalaştım ve hayallerimden birini daha gerçekleştiriyor olmanın verdiği heyecanla pedala ilk bastım.

Başladığımda saatim 11’i  yüksekliğim ise 900 metreyi gösteriyordu.Hisar Çandır,dan itibaren Elmayanı Yaylası’na kadar (1610 metre) sürekli yükselerek gidiliyor. 2,5 saat sonra Elmayanı Yaylası’na gelmiştim. Burası Antalya,nın en güzel  yaylalarından birisi. Yirmi hanelik bir ev topluluğu ve sürekli kalan bir bekçisi var. Son evi geçince 100 metre ileride yol bitiyor. Bundan sonra Göynük Köyü başlangıcına kadar yol yok. Bisiklet elimde vadiden aşağıya kırmızı beyaz işaretleri takip ederek inmeye başladım. Oldukça dik bir iniş. Bir anda 1610 metreden 1200 metreye iniyorum. Sonrada Dayısı Belini geçmek için 1450 metreye bisikleti omuzumda taşıdım . Dayısı Geçidi’nin zirvesinde muhteşem manzara sizi ister istemez duraklatıyor.

Sonra yine amansız bir iniş , önce Sarı Mehmet Mezarlığı,na geldim. Burada etrafı tahta ile çevrili bir mezar var. Düzlük adını çam ormanı içindeki bu mezardan alıyor .Geceyi bir mezarlığın yanında geçirmek fikri çok hoş gelmediğinden saatin 17.00 olmasına aldırmadan bir sonraki alana ve içinde bu etabın Göynüğ,e kadar olan bölümündeki tek su kaynağı olan Sarı Çınar Pınarı’na doğru yola devam ettim.

Normalde yaptığım planda saat 18.00 da nerede olursam çadırı oraya kurmak vardı ya, neyse. Bu arada bitmiş olan suyum içinde Sarı Çınar mevkisine  varmak zorunda hissettim kendimi. Orman içindeki belirgin patikadan kırmızı beyaz Likya Yolu  işaretlerini  takip ederek yoluma devam ettim. Son yarım saati  kafa lambamın ışığında geçirerek , saat 19.00 da Sarı Çınar mevkine geldim.Geldim ama suyu bulamadım.Yöreyi çok iyi bilen Türkiye Dağcılık Federasyonu,ndan dostum hocam Ömer Faruk Gülşen’i telefonla arayarak suyun yerini öğrendim. Su, girişin 30 metre sağında kalan küçük bir kaynama  gözü. Çadırımı kurdum .Suyu bulmuşken bir çay demledim ve bir şeyler atıştırıp uyku tulumumun içinde derin sessizliğe gömülürken deliksiz bir uyku beni bekliyordu.

3. sayfa

11 MART (2.GÜN)

Sabah 5,30 da dinlenmiş bir vaziyette kalktım. Gece karanlıkta geçerken çizdirdiğim bacaklarımı temizledikten sonra küçük bir kahvaltı hazırladım kendime .Çadırı toplayıp 6.00 da yola çıktım.Yine orman içi patikayı takip ederek  50 metredeki kanyona indim.Kanyonda yol başlıyor.Ama yaklaşık 4 km,lik bir yoldan sonra tekrar bir sapağa geldim.Yukarı Göynük Yaylası. Sığ akan dereden geçip dik bir çıkışla yola devam ediyorum. Bu arada sabahın erken saatleri olmasına rağmen yolda Göynük,ten yürüyüşe  çıkan bir çok turist grubuyla karşılaşıyorum . Yaklaşık 3,5 km,lik bir çıkışın ardından Göynük Yaylası’na ulaştım. Sadece birkaç dakikalık soluklanmanın ardından Gedelme’ye doğru bisikletim yanımda yürüyüşe devam ettim. Düne göre daha hızlı hareket edebiliyordum. Yukarı Göynük’ten Gedelme’ye yükselerek patikadan devam ettim. Gedelme, küçük bir yerleşim birimi. Gedelme çıkışında çok güzel bir manzara eşliğinde kendime çay demleyip biraz atıştırdım. Artık rahatlamıştım çünkü çıkış bitmiş iniş yoluna girmiştim.

Eski Roma Köprüsünden geçip Aşağı Kuzdere’ye inişim çok fazla  sürmedi. Çünkü rotanın büyük bölümü yol içeriyor. Aşağı Kuzdere’de bir ara yolu kaybetsemde bulmam uzun sürmedi. Bu arada arkadaşım Toni beni telefonla arayarak meteorolojinin ayın 12 ve 13 ünde şiddetli yağmur yağacağını bildirdiğini söyledi. Bu telefondan sonra bir an önce bu günkü hedefim olan Phasilis’e ulaşmayı istedim. Ana yola indiğimde Tahtalı Dağına Teleferikle çıkma isteği bastırdı bir anda . Saatler hayli ilerlemiş olmasına rağmen bisikletimi  o yöne kırdım. Oraya ulaştığımda yağmur bulutlarıda hafiften toplanmaya başlamıştı. Kapıdaki bekçi ile biraz sohbet edip onunda Fethiye’li olduğunu öğrenince bisikleti oraya bırakıp yağmur dininceye kadar yolculuğuma ara vermeye karar verdim. Antalya’ya geri dönüp ablamlar da 2 günü kuru geçirecektim. Aslında tam bu yolculuğa  ısınmışken böylesi bir ara vermek hoş değildi ama uzun sürecek bir yağmurda da kendimi hasta etmenin bir anlamı yoktu. Bu arada Gedelme ye gelmeden beni yolda durduran ayran ve peynir dürümünü benimle paylaşan çoban Yusuf ‘uda asla unutmayacağım. Güzelim yurdum insanı . Akşam dolmuşla Antalya’ya döndüm

4. sayfa14 MART (3. Gün)

Havanın bereketi iki gün sonra durdu.13 Mart akşam üzeri rüzgarın devam etmesine rağmen yağış durmuştu. 14 Mart  sabahı erkenden ablam eniştem ve torunları Arhan ile Antalya,dan Tahtalı Dağının zirvesine teleferikle çıkmak için ayrıldık. Teleferikle zirve fikri ablamı da bizimle gelmeye ikna etmişti. Eniştem ve Arhan aşağıda kaldı. Biz ablamla teleferikle 10 dakika sürecek Tahtalı zirvesine doğru yola çıktık. Zirvede son yılların moda deyimiyle  küresel ısınmaya bağlı olarak çok kar yoktu .Bütün hayalim Teleferikle  yükseldikçe görebileceğim doğal ortamlarındaki dağ keçileriydi, ama göremedik. Zirvede belki üzerimdeki Tema Vakfı tişörtünün etkisiyle yetkililer bana  oldukça ilgi gösterdiler. Gerçekten güzel bir tesis yapılmış. 2007 ‘de kırk bin  insanı zirveye taşımışlar. Umarım bu kalabalıklar bir süre sonra ekolojik dengeyi bozmaz. Yukarıda inanılmaz bir manzara sizi karşılıyor. Antalya’dan Çıralı’ya kadar bir alan gözünüzün önünde.Arkada Fethiye- Gömme  Akdağlar, solunuzda Göynük Yaylası.karşınızda bütün ihtişamı ile Batı Toroslar’ın 3070 metrelik en yüksek noktası Kızlar Sivrisi.  Zirvede yarım saat kalıp aşağıya indik.

Tekrar yola koyulma zamanı gelmişti. Bizimkilerle vedalaşıp Phasilis,e doğru yola koyuldum. Phasilis çok uzak değildi.300 metre sonra yol ayırımına geldim. İçerideki kulübeye kadar gittim. Phasilis  antik kentine giriş ücretli, tabi yurdum Kültür Bakanlığı Müze ve Ören yerleri giriş ücretini turistlere göre ayarladığından dolayı 4 kişilik yurdum insanı için buralara giriş oldukça zor. “Yurdumun güzelliklerini böyle sevdirip böylemi tanıtacağız insanımıza!” diye düşünmeden edemiyor insan.

Hemen hemen Phasilis ten Maden Koyuna kadar orman yolu mevcut. Yalnızca  Phasilisi,in çıkışında yol yerini patikaya bıraksada patika düzgün. Phasilis,ten Tekirova ve onlarca küçük koya uğrayarak  Maden Koyu’na geldim.

Maden Koyunda balık çiftlikleri var. Orada çalışan 8 işçi bana önce deli gözüyle baktılarsada  5 dakika sonra ellerinde ne varsa misafirine sunmaya hazır yurdum insanı moduna girdiler. O günü orada onlarla geçirmem için ısrar ettiler ama ben o gün hedefim olan Çıralıya ulaşmakta kararlıydım. Maden Koyundan dik bir çıkışla ve bisikletimi omuzumda taşıyarak  yoluma devam ettim. Vakit hayli ilerlemiş karanlık çökmüştü. Kafa lambamın ışığında  Çıralı’ya saat 20.00 gibi girebildim. Hemen sahile gidip çadırımı kurdum ve yorgunluktan bir şeyler yiyemeden uyudum.

5. sayfa

15 MART  (4. Gün)

Sabahın erken saatinde yeniden  Likya,nın tarihi yollarına düşmüştüm. Yolu takiben Çıralıdan Olimpos,a sahilden ulaştım.

Çıralı çıkışındaki dereyi ayakkabılarımı çıkartıp paçalarımı toplayarak  geçebildim.  Diğer dereden geçişimde şanslıydım çünkü tahta bir köprü vardı . Köprüden geçerek Olimpos  Ören yerine girdim.

Yöreyi daha önce gezdiğimden dolayı fazla vakit kaybetmeden geceden telefonlaştığım  Türkiye Dağcılık Federasyonu,ndan hocam olan Yıldırım Beyazıt’la  buluştum. Hocamla güzel bir kahvaltı etmek için Kadir’in agaç evlerine yöneldim. Kahvaltının ardından  zorlu Musa Dağı çıkışı beni bekliyordu. Kahvaltı ve sohbetten sonra yarım saat gecikmeyle yoluma devam ettim. Uzun süreden sonra ilk kez böyle güzel bir kahvaltı yaptım. Musa  Dağı öldüren bir çıkış, Adrasan koyuna  zor bir iniş. Sabah 8.30 da başladığım bu yolculuk  çoğu  zaman bisikleti omuzuma alarak zaman zaman yanımda iterek  bazen de  5 dakika  binerek yaklaşık 6 saat sürdü.

Adrasan’da yarım saatlik yemek molasından sonra Gelidonya Fenerine doğru yola çıktım.Saat 17.00’de  Gelidonya Feneri’nde  resim çekiyordum.

Hava rüzgarlı ve oldukça kaprisliydi. Gelidonya Feneri’nden sonra kısa bir patikadan yol 8 km kadar toprak sonra Finike’ye kadar asfalt. Finike’ye geldiğimde saat 21.00’i  gösteriyordu. Gece geç saatte ulaştığım Finike’de bir otelde kaldım. Bu benim uzun zamandır ilk konforlu gecemdi.Geceyi yine internetten resimleri göndermekle geçirdim.

6. sayfa

16 MART (5. Gün)

Sabah 4.30 da kalktım. 5.00 te açık bir fırından simit alarak Finike Hastahanesinin yanından devam eden Likya Yoluna daldım . Bütün sabahlar çıkışla başlıyor.5. gün de en zorlu parkurla başladı. Finike’den Demre’ye 0 dan 1811 metreye inanılmaz zor bir çıkış var. Sabah  enerjisi ile yol olan kısımlarda bisiklete binmeye çalışsamda yokuş o kadar dik ki zaman zaman çıkışta zorlanıyorum, bisikleti yol olmasına rağmen ara sıra yanımda itekliyorum. Bir süre sonra yoldan çıkıp patikayı takip ettim..Bu yola girer girmez günün ne kadar zor geçeceğinin işaretlerini görüyorsunuz. Dik bir yokuş, insanın nefesini kesiyor. Belen Köyünün yukarısındaki  tabelada Myra 26 km yazısı beni biraz ürkütmedi değil. Sonra hiç  bitmeyecek gibi gelen yokuşlara ara vermeden devam ettim. Antalya’dan yola çıktığımdan bu yana 4.5 kg vermişim. Finike’den çıkıştan 6,5 saat sonra Radar Tepesi’ne ulaştım.1400 metre yükseklikteki çobanlarla biraz sohbet ettikten sonra çıkışa devam ettim. Burada bir kez daha anladımki Likya Yolu kesinlikle bisikletle aşılacak bir yol değil. Tamamen yürüyüş yolu.Saat 14.00  gibi geldiğim zirvede beni başka bir sürpriz daha bekliyordu. ‘sis’. Kısa süreli bir bocalama geçirdim. Bu arada 1600 metreden bu yana kar başlamıştı.

Zaman zaman dizime kadar çıkan karda elimde bisiklet ilerlemek öyle zordu ki, tam çadırımı kurup kalmaya niyetlenmişken sis dağıldı ve ben acele bir kararla tekrar yola devam ettim. Kırk Merdivenler bölgesini dikkatlice inip taş pakikadan taşların arasıdan inişe başladım. Ala Kilise’den önce gördüğüm başka bir kilise kalıntısını önce Ala Kilise zannettim. Yolumun üzerinde orman kesimi yapan insanlarla biraz sohbet  ettikten sonra onlardan Ala Kilise’nin biraz daha aşağıda olduğunu öğrendim.Bu arada saat 17.00’i geçmiş bendeki yorgunlukta hat safhaya ulaşmıştı.

Sık sık baldırıma çarpan bisikletimin pedalı yüzünden baldırım kanamaya başladı. Kısa süreli tedaviden sonra Ala Kiliseye ulaştım. Ala Kilise’nin  etrafı kalıntı dolu. Ardından insan üstü bir gayretli Ala Kilise’den dik çıkan patikadan Zeytin köyünün  tepesine çıktım. Sonra tekrar aşağıya. Zeytin  köyü inanılmaz güzel bir yer.

Şu an kimse yaşamıyor. Zeytin,den sonraki mezarlık kalıntıları hayli ilginçti. Kaya mezarlarının kapaklarını ters çevirip hayvan sulama yerleri yapmışlar.Belören,e geldiğimde sokakta kimseler yoktu. Bu arada hava alaca karanlık olmuştu. Ben hızla aşağıda görünen Demre’nin ışıklarına doğru kafa lambamı hazırlayarak inmeye devam ettim. Bir süre sonra ulaştığım Gavur Yolu  benim bisikletime binerek Demre,ye. kadar çok rahat bir şekilde inmemi sağladı. Vakit hayli geç olmuştu ama Demre,ye de inmiştim.Bugün gerçekten fazlasıyla güç harcadım. Hiç vakit kaybetmeden  Çayağzı’na inip Andriake Cafe (Can Girgin)  bahçesine bitkin bir vaziyette çadırımı kurduğumda saat yine 21.00 idi. Bugün etabın en zorlu kısmını tamamlamış ama 16 saat süren bu etap beni bitirmişti.

7. sayfa

17 MART(6. Gün)

Sabah erken uyanmak artık bende alışkanlık haline geldi. Bu arada hızla kilo kaybetmeye başladım. Yolculuğumun başında 89 olan kilom ve göbeğim ciddi biçimde kaybolmaya başladı.  Alaca karanlıkta çadırımı toparlayıp saat 06.00 da çay ağzından yukarı Sura’ya doğru yola koyuldum.

Bu kısımda orijinal rotadan biraz sapma yapmak zorunda kaldım, çünkü dereyi üsten dolaşmam konusunda akşam beni uyarmışlardı. Kışın köprü hayvanlar geçmesin diye tahrip edildiğinden yolu biraz uzattım. Kıyıyı takiben kayaların üstünden çoğu zaman bisikleti  omuzumda taşıyarak ilerledim. Kekova’ya vardığımda 4 saati geride bırakmış ama dünün yorgunluğunu üzerimden atamamıştım.

Kekova’da bir şeyler atıştırıp Aperlia ‘ya devam ettim. Değil bisiklete binmek yürümek bile çok zor bu etapta. Taşlar çok keskin ve sivri. İlerlemek neredeyse sekerek mümkün. Saat 15.00 gibi Aperlia’daydım. Sadece sahilli izleyerek gelinebilinen Aperlia’ da Kekova gibi batık bir kent. Denizin içindeki mezarlar muhteşem görünüyor. Vakit geçirmeden sahilden yukarıya giden işaretleri takip ederek yükselmeye başladım. Yokuş yukarıya çıktığım halde daha hızlı ilerleyebiliyordum. Apolliana’ya geldiğimde akşam olmak üzereydi.

Aşağıdaki Kılınçlı’nın ışıkları vadideki hayatı simgelerken yukarıdaki antik kent yılların karanlığına gömülüyordu. Çadırımı Kılınçlı’ya yakın bir yerde kurdum. Kendime bir çay yaptım ve bir şeyler atıştırdıktan sonra bardak elimde uyumuşum.

18 MART (7.gün)

Bu gün biraz daha erkenciyim. Saat 04.30 da kalktım ve saat 05.00 te yola çıktım. Hava hala karanlıktı. Bu yüzden kafa lambamla ilerledim bir süre, hatta bir ara yolumu kaybettim. Ama bu çok uzun sürmedi.  İnişler, çıkışlar ve derin uçurumları geçerek önce Deve Plajı’na geldim. Sonra Büyük ve Küçük Çakıl koyunu  geçerek Kaş’a girdiğimde planladığımdan yarım saat öndeydim. çünkü bir çok yerde bisiklete binme imkanım olmuştu. Bu bölüm yolculuğun su bakımından en kurak bölümü oldu. Deve Plajı’ndan önce rastladığım evde kimse yoktu. Ama ben dışarıda bulunan bidonda ki suyu izinsiz  kullandım.Muhteşem görüntüsü ile Kaş’taydım artık.

Kaşa gelmek bana extra bir enerji verdi, çünkü kendimi Fethiye’ye çok yaklaşmış hissediyordum. Bu arada oğlumu çok özlemiştim. Her gün telefonla görüşşsemde bu bana yetmiyordu. Artık bir an önce Fethiye’ye gidip ona sarılmak için can atıyordum.Kaş’ta 20 dakika kadar oyalandım. Acele  internet cafe den resimleri yollarken bir şeyler atıştırıp Bezirgan’a doğru yola çıktım. Kaş’tan dik bir tırmanışla başladım yeniden. Yukarıdaki platolara ulaşmak bir hayli zor. Bir zamanlar develerle aşıyorlarmış bu yolları. Başlangıç biraz zor olsa da 1 saat sonra kısmen rahatlıyorsunuz.  Önce Gökçeören sonrada Bezirgan Yaylası.

İnanılmaz güzellikte bir plato. Antik tahıl  ambarları çok güzel. Sonrası hep yokuş aşağıya  Akbel’ e kadar . Bir çok yerde bisikletime binebildim. Akbel’e geldiğimde ise yaklaşık bir buçuk saattir bisikletimin ışığında ilerliyordum. Çadırımı Kalkan manzarasına kurup yorgunlugumun tadını çıkardım. Uzun bir gün oldu. Mesafe olarak en uzun mesafeyi kat ettim .

8. sayfa

19 MART (8.gün)

Yine erken bir kalkış. Saat 05.30 da yollardayım. Sabahın ilk ışıklarını görmeden çadırımı toplamıştım.  Aşağıdaki Kalkan’ın ışıkları beni her ne kadar göndermese de dağların cazibesi daha ağır bastı.Akbel’den. Üzümlü- Çavdır yolu hafif  tırmanışla başlayıp gittikçe zorlaşan bir parkura dönüşüyor. Üzümlü ye yaklaştıkça yol düzleşip güzelleşiyor. Çavdır’ı geçip Eşen Ovasının boylu buyunca ayağının altına serildiği noktada bir portakal yiyimi mola vermek farz oldu. Az sonra Yukarı Xsantos u geçip Aşağı Xsantos’a doğru hızla yol alıyorum.

Buralar artık bildiğim yerler. Hedefim biraz zor olsada  Alınca  Dervişh lodge. Deniz seviyesinden dokuzyüz metreye . Pedalımı Likya baş şehri Xsanthos’ a doğru hızla basıyorum. Xsanthos’u geçip Kınık merkezinden Xsanthos  ırmağını takiben Leton’a  yöneliyorum. Sonra Kumluova  ve Karadere . Karadere de bir karar vermek durumundaydım. Daha önce defalarca yaptığım Çayağzı – Pydya –Gavurağılı – Bel güzergahımı, yoksa  Karadere’den  sağa caminin yanından yeni açılan maden yolundan Bel’e mi çıkmalıydım.  Yeni açılan güzergah beni daha çok cezbetti. Hem böylece dönünce Orhan Çelen dostumla üzerinde bolca çalışacağımız  Likya Bisiklet Yolu için bir ön araştırma olacaktı. Kendimi maden yoluna vurdum. Maden dediğim mermer ocakları. Güzelim vadinin kalbine saplanan hançer yaraları. Aslında bu konuda da kendimle çeliştiğimi fark ediyorum. Ülkemizin maden yataklarının da işletilmesi gerekiyor. Karşı değilim ama özellikle bu yörede  biraz daha dikkatli olmak gerektiğine inanıyorum. En azında maden çıkarılması için çıkarılan posalar daha itinalı istiflenmeli vs vs.. bu konu sanırım başka bir makale konusu..Kısaca konuyu şöyle bağlıyalım Kanunlarımız da işletme koşulları belli. Bu sınırlara uysak yeter. Arka arkaya mermer ocaklarını geçip (bu arada buralardaki çoban köpeklerine dikkat edilmesi gerekiyor) Bel’in dik yokuşuna vuruyorum. Yol yeni açılmış olmasına karşın fena değil, biraz taşlı olsa da yavaş yavaş ilerlemeye devam ediyorum. Bu yokuşu çıkarken bile aklımda Bel- G mahallesi arasındaki ölümcül yokuş var.  Bel düzlüğüne ulaştığımda yorgunluktan bitmiş halde yığıldım. Biraz dinledikten sonra gücümü toparlayıp G mahallesine doğru pedal bastım. Burada da  yoldan rotayı takip ederek ilerledim. G mahallesinin son yokuşunu çıkarken yukarıda beni gözlemleyen çobanla göz göze geldik. Bu bacakların beni Alınca’ya kadar çıkarmayacağını o an anlamıştım. G mahallesinden Bogaziçi’ne kadar iniş olan bölümü bitirebilirdim ama Bogaziçi’nden Alınca ‘ya kadar gidebilmem neredeyse imkansız görünüyordu. Oysaki Alınca artık son yokuşum sayılırdı. Orayı aştım mı neredeyse taa Fethiye’ye kadar iniş beni bekliyordu. G mahallesine geldiğimde artık bedensel olarak iflas etmiştim. Bir başka aksilik ise havanın kararmaya başlamasıydı. Gerçi daha öncede kafa lambamın ışığında defalarca ilerlemiştim ama o zaman en azından vücudum iflas etmemişti. G mahallesinden aşağıya sallandığımda hava iyice kararmıştı. Konaklayacağım Dervişh lodge’nin  sahibi Erdem Yavaşca’ya telefon ettim. Amacım  yerinde olup olmadığını öğrenmek olduğu  halde ağzımdan çıkan kelimeler “Boğaziç’inden beni al Erdem “oldu.

Boğaziçi’ne indiğimde Erdem orada beni bekliyordu. Alınca’ya kadar araba yedeğinde yol gittik. Dervish lodgede o gece için ne hayallerim vardı ama yorgunluktan sadece uyku kısmını uygulayabildim.

9. sayfa

20 MART  (9. Gün)

Planım sabah erken kalmak olsa da planladığımdan bir hayli sonra uyanmıştım. Geç kalmama rağmen  Erdem’in hazırladığı muhteşem  manzaradaki muhteşem kahvaltıya hayır diyemezdim. Aşağıda beni bekleyenler olmasa bir hafta daha orada kalabilirdim. Bence Dervish Lodge ölmeden görülmesi ve yaşanması gereken dünyadaki az noktadan biri. Ben burayı “deniz ellerini yıkayabileceğin kadar yakın ama gerçekten yıkamak istediğinde 2,5 saat yürümen gerekecek kadar uzak “diye tarif edebiliyorum. Dokuz yüz metreden vahşi Yedi Burunlar’a bakan çok özel bir nokta. Kahvaltının ardından rotadan Kabak Vadisi’ne inen patikaya vuruyorum kendimi. Bisikleti ancak ittirerek.  2 saat sonra kabak- Faralya ayrımından Faralya’ya  dogru devam ediyorum. Önümde hala çok uzun bir mesafe var. Kabak mahallesinden sonra bisikletimi Kozağacına kadar kulanıyorum.

Oradan Ovacık mahallesine kadar berbat bir iniş beni bekliyor. Bu arada aşağıda Montana Otelin orada beni Likya 2 teker den Aykurt ve diğer bisikletli arkadaşların beklediğini öğreniyorum. Bu beni daha da heyecanlandırıyor. Hızla aşağıya doğru iniyorum, ama hızlı hareket etmek ne mümkün. Daracık patikada ilerlemeye çalışıyorum. Rotary View Point noktasına geldiğimde durup  resim çekiyorum . Sonra üç yüz metre paraşüt pistinin yanından aşağıya patikayı takip ediyorum. Yaklaşık yarım saat gecikmeyle Montana Otelin oraya indiğimde arkadaşlarla kucaklaşıyoruz. Hep beraber Ölüdeniz Hisarönü kavşağındaki törene gidiyoruz. Bu arada Okyay’ın hakkını yememek lazım. Her türlü organizasyonu düşünmüş. Beni ve  bisikletli grubu Ölüdeniz Belediye Başkanı, Ölüdeniz Rotary Kulübü üyeleri, Fethiye Dağcılık Topluluğu’ndan  dostlarım,Tema gönüllüleri  ve basın mensupları bekiyor buldum. Oğlum ve  sevgili eşim Nihal’de  oradaydılar. Bu arada oğlumun bana sarılıp “aslan babam” deyişini  asla unutamam. Buradaki törenden sonra bisikletli gurupla Fethiye’de yapılacak törene doğru yola çıktık. Fethiye’de belediye binası önünda bir merasim daha yapıldı.

Bu benim rüyamdı. Bu rüyamı “küresel ısınmaya dikkat çekmek ve bisikletin önemini vurgulamak” için gerçekleştirdim. Bu rüyayı gerçekleştirebilmek için toplamda   290 km bisiklete binerek ,170 km bisikletimi iterek , 50 km bisikleti sırtımda taşıyarak yol aldım .Bitirdim. Ama bu rüyadan başka bir büyük  rüya daha  çıktı. Bisikletten hiç inmeden Fethiye ‘den Antalya’ya  510 km Likya patikalarında “Likya Bisiklet Yolu”.  Çokkkkk yakında…..   Carpe Diem.

Bir cevap yazın